Irak’ta en önemli ve en büyük Türkmen ilçesi olan Telafer halkı, ilçenin adını Tılafar olarak telaffuz ederler. İlçenin nüfusu köyleri ile birlikte 350 bin ile 400 bin arasındadır. Telafer’de konuşulan dil, Azeri ve Urfa Türkçesine çok yakındır. Kentin ortasında büyük bir kalesi var, kalenin dibinde şehrin suyu çıkmaktadır. Buraya Subaşı denir. Su, doğduğu yerde bir metre yükseklikte ve bir metre eninde taştan yapılmış bir kanal içinde akmaktadır. Bu suda sabun köpürmez. Telaferliler alıştığı için bu suyu severek içerler. Yabancılar mecbur kalmadıkça içmek istemezler. Bu suda sabun köpürmediği için halk çamaşırları Çoğanlı Hâva denilen bir çeşit kil ile yıkamak mecburiyetinde kalmıştır. Bu su Telafer’in güneyine doğru akar ve ilçenin güneyinde bulunan bağ ve bahçeleri sular. Bu bağ ve bahçelerde en çok nar, inciri, dut, az miktarda üzüm ve göklük (sebze ve kavun-karpuz gibi bostan ürünü meyveler) meyetişir. Bu bağlar eskiden beri aileler arasında bölünmüştür. Yaz aylarında her aileden yaşlı bir kadın veya genç bir kız kendilerine ait olan bağa gider, her gün olmuş incir, dut, nar, domatesi toplar akşamları eve getirir ve kifletçe (ailece) yenir.
Ekincilik ve Geçim Kaynağı
Telaferliler geçimlerini ekincilikle sağlarlar. Genelde herkesin bir evi Telafer’de, diğer bir evi de ekincilik yaptığı köyde olurdu. Eğer evin erkeğinin iki hanımı varsa, yaşlı hanımı Telafer’de küçük hanımı köyde otururdu. Her hanımın ortalama 5-7 uşağı (çocuğu) olurdu. Kadınlar övündüğü zaman ben beş oğlan anasıyam derdi. Bu çocuklar ister kız olsun ister oğlan, mektebe (okula) gitmezlerdi. Çünkü eskiden Telafer’de yalnız altıncı sınıfa kadar olan bir okul vardı ve babalarına ekincilik için yardım ederlerdi. O zamanlar traktör, biçerdöver olmadığı için, ekincilik avcar denilen kara sapanla yapılırdı. Bu iş için iki katır koşularak kullanılırdı. Telafer’de öküz hiç kullanılmadı. Ayrıca her ekincinin bazen bir asil binek at, bir de ufak küçük işlerde kullanılmak üzere bir eşeği olurdu. Köylerde kadınlar kuyudan kova ile su çekerek tuluğlarla (Tulum) sırtlarında eve su taşırlardı. Telafer’de de aynı şekilde su başından kadınlar eve su taşırlardı.
Her çütçü (çiftçi) yılda tohum olarak 5-6 yük arpa, 10-20 yük buğda (buğday) ve 2-3 teneke mercimek ekerdi. (Her yük= 100 kg, her teneke = 20 kg). Eskiden gübre olmadığı için, her ekinci mevcut olan tarlalarını ikiye böler. Her yıl bir yarısını eker, diğer yarısını nadasa bırakırdı.
Ekim ayında tarla evleklere bölünür. Bir kişi tohum şalını boynuna geçirir içine ekeceği buğda veya arpayı doldurur ve evleklenmiş tarlaya sırayla tohumu serper ve arkasından avcarla (kara sapanla) sürülür ve tohum örtülür. Mayısın sonuna doğru arpalar orakla biçilir ve tayalar yapılırdı. İyi su çeksin ve olgunlaşsın diye arpa başakları karşılıklı birbirine gelecek şekilde dizilir.
Buğday Haziran sonuna doğru yine orakla biçilir; fakat bu arpa gibi taya yapılmaz, hemen şahralarla katırlar üzerinde harman yerine taşınır. Harmanlar carcar denilen dövenle sürülür. Sonra yabayla savrulur. Buğdayın ve arpanın bir kısmı köyde tohum için saklanır. Diğer kısmı Telafer’e kiracı Arap develeriyle taşınır. Samanlar lodada (saman deposu) yakılmak için saklanır.
Bulgur Kaynatma
Telafer halkının esas ve ana yiyeceği buğda (buğday) mahsülüne bağlı olduğu için, güz döneminde 5-6 komşu aile ile birlikte yardımlaşarak bulgur kaynatırlar. Mahallede açık bir yerde büyük bulgur kazanı kurulur; içine 10-12 teneke (100-200 kg) buğda konur ve altında saman yakılarak 5-6 saat kaynatılır, sonra kaplara doldurularak çocuklar damlara taşır. Damda iyice serilir 3-4 gün güneşte kurutulur. Sonra toplanır. Kadınlar tarafından el değirmenlerinden geçirilir ve böylece parçalanmış bulgur taneleri kalburdan geçirilir. Üstte kalan kısım pilavlık bulgur olur, alta geçen ince taneli yumuşak kısma döğcek denir.
Ayrıca buğday dinkte hafif ıslatıldıktan sonra dink taşı altında birkaç saat döndükten sonra buğdayın kabuğu savrularak ayrılır. Bu kabuksuz buğdaya döğme denir. Bundan etle birlikte keşkek aşı yapılır. Bu döğme ayrıca el değirmeninden geçirilerek parçalanır. Buna da yarma denir. Bundan içli köfte ve yarma çorbası yapılır. Köyde her evin 15-20 tavuğu olurdu. Mırtalarından (yumurtalarından) ve etlerinden faydalarnırlardı.
Köyde her evin 5-15 arasında keçi ve koyunu olur. Yıllık yağ, günlük süt, yoğurt ve ayranı buradan sağlanır. Ayrıca köyde akar su olmadığı için harmanın karşısındaki bir tarlaya Nisan ayında hıttı (kıtı) ve kavun ekilir. Bu yağmur suyu ile yetişir ve gelişir. Yaz boyu aile hıttı ve kovunu katık olarak yerler. Buna tekek denir. Buna tekek denilmesinin sebebi, tohumları adım başına tek tek ekilmesinden ileri geliyor.
Tandır
Her evde bir tandır vardır. Tandır, özel bir kırmızı topraktan ve bu işi bilen bazı kadınlar tarafından yapılır. İki yanı ve arkası birer metre eninde duvar örülür ve üstü yanı seki gibi olur. Her tandırın bir kilvesi olur. Bu tandırın ön ve alt kısmında 15 cm çapında bir yavarlak deliktir. Saman yakıldığı zaman havanın dönmesini (havalanmasını, sirkülasyonunu) sağlar ve tandır iyice ısındıktan sonra, tandır ağardı denir ve ondan sonra kadınlar tarafından çürek (ekmek) yapılmaya başlanır. Her kadın evin ihtiyacına göre günde 20-30 tandır çüreği yapar.
Ayrıca evin aşları (yemekleri) bu tandırlarda pişirilir ve kışın soğuk günlerde evin kadın ve çocukları tandırın üstünde otururlar ve kızınırlar (ısınırlar). Genelde evlerde birer çamurdan yapılmış ocak bulunur. Bunda bazen tezek yakılır ve sütünde saç çüreği yapılır.
Sabah Yemeği
Genelde mercimek veya yarma çorbası olur. Derin bir kaba konur (herkes eline bir parça çürek alır) ve kaşıkla aynı kabdan içerler.
Tifel
Çulha tarafından yünden işlenmiş iki renkli takriben bir metre kare çapında ekmeğin bayatlamaması için içinde saklanan bir örtüdür.
Günorta Yemeği
Herkes dışarıdan veya tarlada olduğu için sofra kurulmaz.
Akşam Yemeği
Akşamları bütün kiflet (aile) evde toplanır, yine pişmiş aş derin bir kaba konur. Genelde bulgur aşı (pilav) bazen etli bazen etsiz olur. Yine kaşıkla yenir. Sofrada her zaman çürek bulur. Yaz aylarında sebze yemekleri bulunur, en çok kabak, badılcan (patlıcan) bamya, pazı, pencer (ebegümeci), kenger, tamata (domates), biber, hamaka (semizotu), acıca.
Telafer’in ana yemekleri bulgur ve buğday ürünleridir. Etli bulgur aşı, içli köfte, etli yarma çüreği, etli bulgur sarma dolması, zingil (yarma ile et karıtırılarak yağda kızartılır), kelle paça, şillik, erişte, dombalan yemekleri, şalgam pancar turşusu, küspebelek (mantar), kıderi salatası, mıhlama, yumurta çüreği ve çorbalar. Erişte evlerde kadınlarca kesilir ve hazırlanır.
Bayramlarda genelde bütün aileler etli bulgur aşı yapar. Telafer’de her pişmiş yemeğe aş denilir; pilav sözcüğü kullanılmaz. Bayram namazından dönen erkekler bütün komşu evlerini teker teker dolaşır ve ev halkı ile bayramlaşır ve her evde 1-2 kaşık bayram aşı yer, adetimiz böyledir.
Telafer’de Söz Kesme ve Nişan
İki aile aralarında anlaştıktan sonra, mahallenin yaşlı birkaç kişi oğlanın babası ile kızın evine gece yatsı namazından sonra giderler, çay içildikten sonra kızlarını falanın oğluna isterler. Kabul edildikten sonra yanlarında götürmüş oldukları şeker ve benzeri tatlıları yerler. Buna şirinlik denir. Böylece kız oğlanın hem sözlüsü hem nişanlısı sayılır. Söz kesmeye kadınlar ve nişanlanacak oğlan gitmez evlenene kadar her bayram oğlan ailesi tarafından kıza bir armağan gönderilir.
Kına Gecesi
Toydan bir gece önce kızın evinden kadınlar ve çocuklar toplanır ve kına yakarlar. Bu törene erkekler iştirak etmezler.
Gelinin Getirilmesi ve Toy
Kına gecesinin ertesi günü ikindi çağı (zamanı) erkek tarafı bir binek atını bezer, üç erkek ve birkaç kadın kızın evine giderler. Bezenmiş gelin ata bindirilir, atın başını bir erkek çeker ve iki üzengiyi de birer erkek tutar. Kadınlar kapıda helhele vurarak gelini karşılarlar. Havuşta (avluda) attan indirilir ve üzerine para ve şeker serpildikten sonra gelin odasına çıkarılır ve böylece gelin getirme işi biter. Bu arada mahalle halkına hazırlanmış olan toy aşı ikram edilir. Gelin ikinci gün baba evine akşam yemeğine çağrılır. Bu da Telafer’de bir gelenektir. Ancak bazı varlıklı kifletler (aileler) toy yaparlar, bu da yedi gün yedi gece sürer. Kuzular kesilir, yemekler yenir ve halay tepilir. Bu halay zurna ve nakkara eşliğinde yapılırdı ve bu çalgı işini Kaso Ailesi üstlenirdi. Halay tepenlere övgüler yağdırırlardı ve karşılığında para toplarlardı. Kadın, erkek, kız kol kola halay teperlerdi. Halay devam ederken bir kadın veya kız istediği yerden birinin elini açar ve halaya girer, ancak bu erkek halaya girmek istediği zaman bu kızın veya kadının elini açıp halaya giremez. Ancak bir erkeğin elini açıp halaya girebilir. Bu da Telafer’de önemli bir gelenektir.
Ahmet TELAFERLİ
TELAFER’DE GELENEK VE GÖRENEKLER 2
Oda (Konak)
Her mahallede bir ağa veya ileri gelen ailelerden birinin odası vardır. Burada 2-3 kişi devamlı hizmette bulunur. Günde iki kere sabah ve ikindi çağı erkeklere kahve ikram edilir. Bu kahve acı kahvedir. Kahveci kahveyi birkaç gümgümden geçirerek özel bir şekilde hazırlar. Kahveci kahve hazır olduktan sonra, elinde iki kulpsuz fincan ve bir küçük gümgümle cemaatin ortasında durur ve ilk önce bir fincana kahve koyar ve kendisi içer, ondan sonra en yaşlı veya misafir olana kahve ikram eder. Sonra cemaate sırayla ikişer fincan kahve verilir. Fincanlar yıkanmadan bütün cemaate kahve dağıtılırdı. Eskiden Telafer’de otel olmadığı için köylerden ve diğer kentlerden gelen konuklar bu konaklarda kalırlardı. Telafer’de 2-3 çayhane vardı. Halk nadiren çayhanelere giderdi. Bunların en tanınmış olanı Yaşıl Çayhane idi. Buraya da bilhassa muallim (öğretmen) ve memur gibi efendiler (entelektüeller) giderdi. Bir çayın ücreti 5 filisti.
Yas
Biri ölünce hemen kabir kazan evine haber verilirdi. Bu ailenin vazifesi kabri kazıp hazırlamaktı. Bu aile bütün mezarlıktaki yerlerin kime ait olduğunu bilirdi. Ölü evinde bir kapı üzerinde iyi yıkandıktan sonra kefenlenir soyra (sonra) dörtkollu salacaya (salacak) konur ve üzerine cecim (cicim) örtülür ve erkekler tarafından mezarlığa taşınır. Orada namazı kılınır ve gömülür. Yası tutulacaksa oradaki halka bildirilir. Bu durumda yas o mahallenin odasında yapılır ve üç gün üç gece sürer. Ölü sahipleri ile oda sahibi otururlar gelenleri karşılarlar. Genelde uzaktan gelenler 10-15’lik grup halinde gelirler; selam verip oturduktan sonra en yaşlıları Fatiha okur. Sonra yas sahipleri gelenlere “hoş geldiyiz”, onlar da karşılık olarak “hoş bulduh (bulduk)” diye cevap verirler. Sırayla cığara (sigara) ve kahve ikram edilir. Bu arada sesi gür ve iyi tecvit bilen kişiler sırayla 15 dakika arayla 5-10 dakika Kur’an-ı Kerim okurlar. Her yarım saatte bazen 4-5 grup gelir oturur ve kalkar. Burada şunu söylemekte yarar var en az 20-25 genç hizmet eder. Bunlar değişik görevler ifa ederler. Mesela bir kahve kavurur, biri kahve kaynatır, bir diğeri kahve su, sigara dağıtır, bir başkası da gelenlere boş yer gösterir. Bu durum üç gün üç gece sürer.
Kadınlar ise ayrı bir evde toplanırlar sadıcı kadınlar (sağucu – ağıtçı) sadlamaya başlar. Ölen hakkında ve orada bulunan kadınların geçmişteki ölüleri hakkında sitayişkâr övgüler söylemeye başlar ve herkes ağlamaya başlar. Böylece günde birkaç sadıcı söyler ve kadınlar yığlar (ağlar).
Mensef
Telafer’de ölüsü ölen kıflet yemek pişirmez. Telafer’in mahallelerinden günde 50-60 mensef gelir. Mensef büyük bakır sini içine büyük (yine bakırdan) lenger konur. İçine 7-10 kilo civarında bulgur aşı (pilav) konur. Üstüne aynı aşta pişmiş 3-5 kilo kuzu eti dizilir ve sini bir tifel’in içine konur. Bir kişi katıra biner ve bu sini önüne verilir. Katırın başını başka bir kişi çeker, getirip yas evine teslim eder ve kimin tarafından gönderildiğini de söyler. Gün orta ve akşam bu mensefler gençler tarafından yerlere dizilir; erkek kısmında 80-100 kişi ve kadın bölümünde yine 70-80 kişi yemek yer. Yas bitince ev sahibi gelen menseflerin geldiği yeri ve evi tesbit eder, kendisi de onlara gerektiğinde aynı şekilde mensef gönderir.
Ayrıca bazı yakınlar mensef yerine odaya 5-6 kilo veya 20-30 paket sigara gönderir.
Berber
Her mahallenin bir berberi vardı. Erkekler gider bu berberde saçını kırktırır (Tıraş sözcüğü Farsçada yontma anlamına gelir bizde kullanılmaz). Kimse para ödemez, harman çağında berber köyleri dolaşır her kiflette kaç erkek varsa adam başı bir teneke (20 kilo) buğday alır. Aynı şekilde kabir kazanlar da buğday toplarlar. Ayrıca toylarda çalgı çalan Kaso Ailesi de aynı şekilde köylerden buğday toplarlar.