Buradasınız

Editör’den: Bu Devran Böyle mi Gidecek?

yazar: 

Ortadoğu coğrafyasında oluşturulan kan gölü giderek genişliyor.  Öteden beri söylenegelen “birileri bu coğrafyaya yeniden şekil verecek” senaryoları ve benzer ifadeler, gündemde yerini koruyor. Batı kökenli senaryoları uygulayan uluslararası aktörlerin bölgeyi demokratikleştirme (!) çalışmalarında sürecin sonuna gelinmediği için, tehlike henüz geçmiş değildir. Kan ve şiddet temeli üzerine sahnelenen oyunlarda yer alan geniş kadroların tamamı, ne yazık ki bölgenin Müslüman halkı… Batı kaynaklı entrikalara samimiyetle karşı olan İslam dünyasının halkları, cehalet, taassup, bağnazlık ve geri kalmışlığın verdiği çaresizlikle ister istemez geniş çapta sahnelenen bu oyunların içinde yer almaya mahkûm edilmiş durumda.

 

Irak’ta ABD tarafından başlatılan bağımsızlık (!) ve özgürlük (!) savaşında, ilk önce ülkenin ulusal devlet güvenlik güçleri çökertilmiştir. Ardından Irak’ta etnik topluluklar ve mezhepler ayrıştırılmış ve böylece ülkenin parçalanmasına giden yol açılmıştır. Daha sonra Irak’ta uygulanan proje, ülkenin kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasına dönüşmüştür. Arap ülkelerini de Irak gibi bağımsızlık (!) ve özgürlük (!) nimetlerine kavuşturmak için kollarını sıvayanlar, İslam coğrafyasını, hayatlarında hiç görmedikleri tam demokratik (!) düzene kavuşturmaya başlamışlardır.

 

Irak’tan sonra Tunus, Mısır, Libya ve Suriye ülkeleri de kargaşa ve anarşi ortamına sürüklenmiş ve bu devletlerin yönetim çarkları işlemez duruma gelmiştir. Sonraları bu ateş Yemen'de de tutuşmaya başlamış ve olaylar mezhep çatışmalarına kadar uzanmıştır. Kısacası halkları Müslümanlardan oluşan ülkelerde, huzur ve güven ortamı kaybolmuştur.

 

Irak’ta 2003’den beri ülkenin her geçen gün daha geriye gittiği, yaşayan halkların arasında etnik ve mezhep ayrımından beslenen nifak tohumlarının ekildiği ve her kesimin bir diğerine düşman kesildiği görülmektedir. Bu düşmanlıklar yüzünden kimsenin kimseye güveni kalmamış, bu yüzden her etnik ve mezhep grubu kendine özgü milis güçleri toplamaya başlamıştır. Huzuru ve güvenliği sağlaması gereken ulusal güvenlik güçleri yok edildiği için de, etnik ve mezhep grupları oluşturdukları kendi orduları ile korumalarını sağlamaya çalışmışlardır.

 

Türkmenlerin Durumu

Irak'ta Araplar Sünni ve Şii diye ikiye ayrıldıkları için, kendi kesimlerinden toplanan ayrı silahlı güçlere sahip olmuşlardır. Ülkede bağımsız bir devlet kurmaktan yana olan Kürtler ise üç topluluk halinde örgütlenmişlerdir. Barzani, Talabani ve Değişim grubu diye kümelenen hareketler, birbirleri ile çekişme içinde olsalar bile, her üç taife de bağımsız bir Kürt devleti kurma hedefine kilitlenmişlerdir. Yıllardan beri geniş çapta silahlanma yarışına giren Kürtlere 11 Mart 1970 tarihinde Irak hükümeti tarafından özerklik verilmiş olmasına rağmen, bağımsız devlet kurma fikrinden vazgeçmemişlerdir. Birçok batılı ülke tarafından da desteklenen Kürtler, yakın tarihte ve özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Irak, Suriye, Türiye ve İran gibi ortadoğu ülkelerinin içinde başlıca birer sorun olarak yaşatılmışlardır.

 

Arapların Şii ve Sünni kesimleri ile Kürtlere göre Türkmenler, tarih boyunca devlet geleneği içinde yoğrulan bir toplum olarak her zaman devlet örgütünü meşru saymışlar, onunla çatışmaya girmeyi düşünmemişlerdir. Bu bakımdan devletin bilgisi dışında açık veya gizli biçimde silahlı milis güçleri oluşturmaya sıcak bakmamışlardır. Siyasî mücadeleyi demokratik platformlarda yürütmeyi tercih etmişlerdir. Ne var ki bugün Irak'ın içine sürüklendiği ve sadece silahlı güçlerin konuşabildiği vahşi ortam koşulları karşısında Türkmenler, her konuda mağduriyetlerin  ve haksızlıkların ortasında bunalmışlardır.

 

Irak'taki Arap ve Kürt topluluklarını temsil eden siyasal örgütler, sahip oldukları silahlı örgütlerin masraflarını devletten elde ettikleri, daha doğrusu sızdırdıkları, hatta yasal olmayan yollarla sağladıkları gelirlerden karşılamaktadırlar. Buna karşılık, Türkmenlerin siyasi örgütlerinin, devlet bütçesinden partilere tahsis edilen paylardan dahi yararlanmadıkları biliniyor. Irak'ta Türkçe eğitim yapan okulların ders kitaplarını devletin basması gerekirken, bütün bunları Irak Türkmen Cephesinin üzerine  yıkmışlardır. Bunun gibi Türkmen okullarının bakımı, onarımı ve ihtiyaçlarının karşılanmsı devletin asli görevi iken, bu hususta da Türkmenler yalnız bırakılmışlardır.

 

Kerkük Bir Ortaçağ Kenti Durumuna Kalmıştır

Kerkük'ü kendi siyasal tercihine göre yöneten Kürt vali, kentin belirli semtlerine göre yatırımlar yapmakta, Bağdat'tan gelen talimatları uygulamaktan kaçınmaktadır. Irak'ta en çok petrol üreten il olmakla birlikte Kerkük, bundan elde edilen gelirden en az yararlanan kent olmuştur. Şehirde alt yapı yatırımı olmadığı gibi, belediye hizmetleri yönünden de Kerkük en geri durumda kalmıştır. Dünyada zenginliğin, gelişmenin, modern yatırımların kaynağı olan petrol, Türkmen şehri Kerkük'ün başına gelen bunca felaketin ve belanın sebebi olmuştur.

 

Irak'ta Türkmenlerin dışında kalan toplulukların içeriden ve dışarıdan aldıkları destek herkes tarafından biliniyor. Bölgede aktif rol oynayan İran, Suudi Arabistan gibi devletlerden başka, birçok batılı ülke Irak üzerinde aktif politikalar yürütmektedir. Başka bir deyişle Türkmenler dışında Irak'ta yaşayan bütün toplulukların sahipleri ve müttefikleri vardır. Ülkede sahipsiz kalan tek topluluk Türkmenler sayılır. Türkmenlere sahip çıkması gereken ülkenin son yıllardaki durumu ise, bütün bir Türk dünyasında hissedildiği gibi, Türkmenleri de derinden üzmektedir. Bu yüzden Irak'taki Türkmen toplumu kendi derdine yanmaktan çok, umudunu bağladığı Anavatanın durumuna kahrolmaktadır.

 

Irak'taki Türkmenlerin verdikleri siyasi mücadelenin, sadece Türkmen siyasetçilerinin çabaları ile felaha ermesi mümkün değildir. Hiç şüphesiz Türkmenlerin mücadelesi ancak ve ancak Anavatanın yardımı ve himmeti sayesinde sonuç verebilir. Aksi takdirde Türkmenlerin işini Allah’a havale etmekten başka bir çare kalmamıştır. Bununla yetinmek ise belki bir teselli olabilir, ancak Türkmen toplumunun akıbetini ciddî anlamda etkileyecek siyasî manevralar ve planlarla başka çıkış yolları da bulmak kaçınılmaz görünüyor.