Buradasınız

Cesur ve Yürekli Bir İnsan Ata Terzibaşı

Cesaret, zalimin önünde beden titremeden dil sürçmeden idealin doğruluğuna inanarak sözü söylemektir. Cesaret adına Ata Terzibaşı’nın pek çok zamanlarda sergilemiş olduğu cesur duruşları yakın arkadaşları ve dava dostları hep dile getirmişlerdir. Ancak bendeniz Ata Terzibaşı’da gördüğüm ve birebir yaşadığım bir olayı gençlik dönemimde bir Türkmen’in “yerine göre” değil “her yerde” nasıl dik durmayı ve erkekçesine davranmayı göstermiştir. 

Yıl 1976 Kerkük Türk Kültür Merkezi 2. mezuniyetini veriyordu. Bendeniz de bu 2. mezunlar arasındaydım. Kerkük Türk Kültür Merkezinin müdürü değerli hocamız Hadi Güzel, Türkçe öğretmeni hocam Gülçin Atamer ve Hilmi Akgöl. 2. grubun mezuniyetini bir tören şeklinde yapılmasını merkez yönetimi olarak karar vermişlerdi. Sıradan bir tören değil; hem mezun olan öğrencilere bir güzel anı bırakmak, hem ünlü Türkmen şairi Fuzuli’yi de yâd etmek söz konusu olmuştu.

Mezuniyet töreni programını hazırlayan Gülçin Atamer hanımefendi. Bizler de 20 mezun olan öğrenciler (mezunlar arasında 17 yaşında en küçükleri bendim) her birimiz Fuzuli’nin bir gazelini ezberleyerek sahneye çıkacaktık.

Program Gülçin Atamer’in açılış konuşması ile başladı. Hadi Güzel de merkez müdürü olarak bir konuşma yaptı.

Protokolde[1] Kerkük vali yardımcısı, Kerkük il milli eğitim müdürü, belediye başkanı ve pek çok müdür vardı. Ayrıca Kerkük’ün ünlü Türkmen şahsiyetleri de davetliler arasındaydı: Ata Terzibaşı, Mehmet İzzet Hattat, Ahmet Fikri, Hasan Görem, Nasih Bezirgân ve daha niceleri davetliler arasındaydı. Bu arada Kerkük Türk Kültür Merkezinin bahçesinde emniyet görevlileri cirit atıyordu. Merkez adeta abluka altına alınmıştı. Malum dönem Sosyalist Arap Baas Partisinin cav çavlı günleriydi. 1975 te Kerkük’ün Araplaştırma dönemine giren süreç devam ediyordu. Baas yönetimi var gücüyle Türkmen kimliğini yok etmeye çalıştığı bir dönem yani.  

Gülçin Atamer iki yıllık Türkçe kursunu kısaca anlatacaktı. Arkasından Fuzuli’nin hayatından kesitler verdiği ve okuduğu her paragrafın sonunda mezunlardan biri Irak Türkmenlerinin yerel milli kıyafetlerini giymiş sahneye çıkarak Fuzuli’den ezbere bir gazel okuyacaktık.

Hazırlıklar tamamlandı. Tören saati geldi. Misafirler yerlerini aldı. Program başladı.

Gülçin Atamer açılış konuşmasını yaptı, Hadi Güzel de konuşmasını tamamladı ve Gülçin Atamer Fuzuli’den bahsetmeye başladı. Fuzuli’nin her kasidesinden sonra mezun olan bir genç Türkmen kıyafetiyle sahneye çıkıp bir gazeli okudu. Okuduktan sonra sahnenin bir köşesinde yerde bağdaş kurarak oturdu. En son kişi de Orhan Biravcı Fuzuli’nin Su Kasidesini ezbere okudu. Çok da beğeni topladı. Bana da Fuzuli’nin yedi kıtadan oluşan ilk beyti:

Penbe-yi dağ-ı cünun içre nihandır bedenim

Diri oldukça libasım budur ölsem kefenim

Ve son parçası ise:

Edemem terk Fuzûlî seri-i kûyın yarin

Vetenimdir vetenimdir vetenimdir vetenim

 

Biten şiiri düşmüştü.

Yaklaşık bir saat tiyatrolu bir gösteri sonunda sıra diplomaların dağıtımına geldi. Gülçin Atamer hanımefendi ani olarak her öğrenciye mezuniyet belgesini bir Türkmen şahsiyeti tarafından verilmesini önerdi ve hüsnü kabul gördü. İki yıllık kursta birinciliği kazanan Orhan Biravcı olmuştu. Belgesini de Hasan Görem’in vermesi istendi. Hasan Görem, Türkmen şairleri arasında tanınan ve usta bir şair ve görme engelli olmasına rağmen ayağa kalktı ve o güzelim İstanbul Türkçesiyle önce Fuzuli’den bahsetti ve sonra “böyle değerli gençlere mezuniyet belgesini vermek benim ne haddime” diyerek bizleri yani mezun olan Türkmen gençlerini överek yüceltti.

Sırasıyla mezun olan her öğrenciye bir Türkmen şahsiyeti diplomasını takdim etti. Türkmen şahsiyetleri mezun diplomasını takdim ederken öğrenciye başarı ve övgü cümleleri söylemeyi de ihmal etmiyordu.

Diploma takdimi Ata Terzibaşı’ya geldiğinde, o vakur yürüyüşüyle sahneye kadar geldi ve parşömen şeklinde hazırlanan diplomayı eline alıp mezun olan öğrenciye uzatırken yüzünü salonda oturanlara çevirerek, daha doğrusu Baas temsilcilerinin yüzüne haykırırcasına “Ne Mutlu Türküm Diyene”  vecizesini söyledi ve yerine geçti.

Baas Partisinin Türkmenlere karşı baskısı zirvedeyken, salonda Baas Partisinin yetkilileri ve temsilcileri varken hiç tereddüt etmeden cesurca “Ne Mutlu Türküm Diyene” yi söylemek her baba yiğidin harcı değildi.

Bugünlerde Türkiye’de bile cesaret edip söylemekten kaçınanları ve korkanları görürken, Türkmenler zulmün ve baskıların en ağır dönemlerinde bile Türk milletine bağlılığını hiç tereddüt etmeden haykırdığını en güzel şeklide Ata Terzibaşı vermişti. Ruhun şad olsun At

 

[1] 40 yıl sonra böyle bir yazı yazacağımı bilseydim, detaylı not tutardım. Katılımcıların isimlerini tek tek kayıt altına alırdım. Fotoğraf alıp saklardım. Şimdi bu yazı sadece belleğimde yer eden konuyu aktardığım için katılımcılardan hatırladıklarımın isimlerini verebiliyorum.  Bu arada benim diplomamı rahmetli Ahmet Fikri vermişti.