Merhaba...

1997 yılında kurmuş olduğumuz KERKÜK VAKFI inandığımız davanın hizmetinde ilkelerimizin kurumsallaştığı bir yuva olarak düşünülmüştür. Bu Vakıf, her zaman insana dönük faaliyetlerin yapılacağı ve kalıcı hizmetlerin programlanacağı bir dava ve kültür ocağı kimliğiyle bir platform görevini üstlenmektedir.
Biz herkese ve her kesime eşit mesafede olup doğruların savunucusu olarak yolumuza devam edeceğiz. Bu doğrultuda da Irak Türkmenlerinin davası ve geleceği için çalışma kulvarında öncü olup herkesi kucaklayan bir konumda olacağız.
Yıllardır yayınladığımız KARDAŞLIK dergisinin yanında üç lisanda onlarca esere imza atan bu kuruluş herkesi hizmete çağırıyor. Yolumuzdan şaşmadan ve ilkelerimizden taviz vermeden bu yolun yolcusuyuz ve öyle de kalacağız.
Herkese merhaba.

   Erşat Hürmüzlü
Kerkük Vakfı Başkanı
 


KERKÜK VAKFININ BAŞKANI ERŞAT HÜRMÜZLÜ KEKÜKTE IRAK TÜRÜKMEN CEPHESİNİ ZİYARET ETTİ

Editör’den Irak Devlet Olmaktan Çok Irak

Editör’den Irak Devlet Olmaktan Çok Irak Kral Faysal’ın 1933 yılında İsviçre’de ölümü üzerine oğlu Gazi yerine tahta geçmiş oldu. Kral Gazi’nin genç ve deneyimsiz oluşunu fırsat bilen bir kısım siyasetçiler, ülkenin kaderini etkileyen ve kendi menfaatleri uğruna bazı entrikalar çevirmeye başladılar. Kral Faysal döneminde ortaya çıkan bu gruplar arasında eski bakanlar, ileri gelen devlet memurları, milletvekilleri, bazı aşiret reisleri ve toprak ağaları da yer alıyordu. Halk adına hareket ettiklerini ileri süren bu fırsatçılar pek çok tarım arazilerini ele geçirdiler. Ayrıca Kral Gazi’nin zaaflarından yararlanarak devlet yönetimine giden ve hükümet içinde önemli görevlere sızma girişimlerinde bulundular. İktidarda olan siyasîler de makamlarını korumak için bu gruplara karşı şiddetli biçimde mücadele etmeye başladılar. Bu yüzden Fırat bölgesindeki aşiretlerin ayaklanmaları da ikiye bölünmüş oldu. Bir kısmı iktidarı, diğerleri ise muhalefet tarafını desteklemeye başladılar. Muhalefet yanlılarının başını çeken Yasin el-Haşimî liderliğindeki Hizip el-İha’ el-Vatanî (Ulusal Kardeşlik Partisi) idi. Muhalefetin artan baskısı sonucu Başbakan Ali Cevdet el-Eyyûbî kabinesi Şubat 1935’te düşmüş oldu. Kanla Bastırılan Ayaklanmalar Arkasından Cemil el-Medfaî kabinesi göreve başladı ise olaylar yatışmadı ve aşiretlerin ayaklanması devam etti. Bunun üzerine el-Medfaî Mart 1935’te istifasını vermek zorunda kaldı. Yeni kabine Yasin el-Haşimî tarafından kuruldu. Ancak muhalefet yine rahat durmadı ve aşiretleri, isyanlarını sürdürmek için teşvik etmeyi sürdürdü. Bu sefer Rumeyse ve Suk el-Şüyuh aşiretleri de ayaklanmaya katıldı. Bu sefer Haşimî Hükümeti sert tedbirler alarak ayaklanmasını bastırmak için orduyu aşiretlerin üzerine sürdü. Bu da isyancıların büyük çapta can ve mal kayıplarına yol açtı. Irak’taki siyasetçilerin iktidar hırslarının kurbanı ne yazık aşiretler oldu ve bu yüzden ülkede yapılması beklenen reformların uygulanması engellendi. Daha da kötüsü ülkenin ordusu tarafından vatan evlatlarının bu şekilde öldürülmeleri halkı geniş çapta yılgınlığa ve ümitsizliğe sürükledi. Bu gelişmelerden büyük tedirginlik duyanların bir kısmı yurt dışında eğitim görmüş olan aydınlar kesimi idi. Bunların bir kısmı batıda yaşanan demokrasi ve sosyal adalet gibi kavramlardan etkilenen gençlerdi. Bunlar Ahali Kitlesi ile hareket etmeye başlayan ve ülkede bir an önce reform hareketlerinin başlamasını isteyen gençlerdi.

Bir Resim… Bin Mesaj

Bize Göre Bir Resim… Bin Mesaj Yıl 1980, günlerden 15 Ocak. Ertesi gün Bağdat’ta kötü itibarlı Devrim Mahkemesinin, Irak Türklerini evsaf ve liderlik bakımından onlara öncülük edeceğinden korktuğu 4 kahramanın şehit edilmesi için verilen kararı ailelerine tebliğ ediyordu. Üç şehidin söyleyeceği çok şey vardı. Dördüncü ise listelerde kayıp ve ailesi ile görüşmesi mukadder olamıyordu, o kahraman önder Rıza Demirci idi. Sıra Nejdet Koçak’a gelince, eşi ile uzun uzun konuşabildi. Bunu bizzat rahmetli eşi Ayten Koçak’tan duydum. 1981 yılında Ankara, Maltepe’deki evinde ziyaret etmiştik. Benimle beraber rahmetli Galip Erdem ağabeyimiz ve Allah selamet versin Nuri Gürgür, Acar Okan ağabeylerimiz ve Mahir Nakip kardeşim vardı. Çıktığımızda, Şehidimizle son görüşenin kendisi olduğunu, arkadaşlarına kaygılanmamaları gerektiğini ve tahkikatta kimsenin adının bulaşmadığını anlattığını söyledi. Belki korkmasınlar anlamında söylendiği dile getiriliyordu,

Sembolizme Dair

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Sembolizme Dair Mahir Nakip mnakip@yahoo.com Niye Semboller? Irak Türkmen Cephesi Başkanı Sayın Erşat Salihî’nin bazı Türkmen Haşd Şaabi kuvvetlerini ziyareti sırasında gençlerle birlikte bozkurt işareti yapmışlar ve Türkmen halkını selamlamışlar; bunun üzerine de bir Kürt siyasî partisi yanlısı olan Rudaw tv bunu bir haber yaparak Kerkük’ün Kürt ve Arap milletvekillerini kışkırtarak konuyu bölücülük girdabına çekmek istemiştir. Aslında Kürt ve Arap milletvekillerinin verdikleri demeçlerde de "Irak halkı arasında ayrımcılık yapan ve parçalanmaya neden olan bu tür tavırlar kabul edilemez. Biz Irak'ın coğrafi birliğini savunuyoruz" ve “Toplumsal barışa hizmet etmeyen, bir arada yaşama kültürüne saygı göstermeyen ve kışkırtıcılığa neden olan yaklaşımları reddediyoruz” gibi yuvarlak yorumlar yapılmıştır. Belli ki mahut gazetenin muhabiri onları kışkırtmaya yeltenmiştir, onlar da buna alet olmuşlardır. Çünkü 2003 yılından beri Türkmenlerin siyasi figürleri dahil büyük bir kesimi bozkurt işaretini yaparak halkı selamlamakta oldukları halde, bugün bunun bir sansasyon kaynağı yapılması tuhaf değil, kasıtlıdır. Ancak ‘be’si yok’ demek lazım. Bu yorumları, onların cehaletine demeyelim de, bilgisizliklerine yoralım ve esas Türkmen aydınını bu konuda sorumlu tutalım. Demek ki Türkmen aydını bugüne kadar birlikte yaşadıkları Kürt ve Arap vatandaşlarını Bozkurt’un bir siyasî sembol değil, Türkmenlerin de ortak oldukları eski Türk efsanelerinde var olan bir sembol olduğunu anlatamamışlar veya anlatma fırsatı bulamamışlardır. Onun için de bozkurt, bugün böyle istismar edilerek eleştiri konusu, hatta bölücülük olarak değerlendirilebiliyor. İşin Aslı Belki Bozkurt işaretini yapan bazı Türkmen gençleri de Bozkurt’un ne olduğunu ve nasıl sembolleştiğini bilmeyebilir. Dünyada birçok köklü milletin hayvanlara atfen sembolleri ve tarihlerine kaynaklık eden mitolojik efsaneleri vardır. ABD’nin beyaz başlı kartalı, Fransızların horozu, İngilizlerin aslanı, Rusların ayısı, İspanyolların boğası, Çinlilerin pandası, Hintlilerin kaplanı ve Türklerin de bozkurdu tarihî sembolleridir. Bu sembollerin bir kısmı genelde o milletin mitolojisini oluşturan destanlarında da yer alır. Mesela Türklerde Bozkurt Destanı ile Ergenekon Destanı bunlardan ikisidir. Bu iki destanı kısaca anlatalım. Bozkurt Destanına göre düşman askerleri Türklere ansızın saldırır ve bütün erleri (askerleri) kılıçtan geçirerek öldürür. Bu kıyımdan sadece 10 yaşlarında bir oğlan sağ kalır, onun da kollarını kesip kendi kaderine terk ederler. Orada bir dişi bozkurt çocuğu etle besler. Çocuk ergenlik çağına gelince bu dişi bozkurtla evlenir ve Türkler bozkurttan doğarak yeniden çoğalır. Ergenekon Destanı ise bir Göktürk destanı olup, daha sonraları ortaya çıkmıştır. Destan, komşuları tarafından tuzak kurularak yok edilen Türklerden geriye kalan birkaç kişi saklanmak için dağlık bir alanda yol araması ile başlar. Dağların arasında gizlenmiş bir ova bulan Türkler, ovaya yerleşir ve çoğalır. Yüzyıllar sonra oraya sığmaz hale gelince, çıkmak isterler. Ancak çıkışı bulamazlar. Bunun üzerine çevredeki dağların demir madeninden yapıldığını fark ederler ve demiri eriterek çıkmaya çalışırlar. Çıkışta kendilerine Börteçine adında erkek bir bozkurt rehberlik eder. Türklerin, 840 yılında k

IRAK TÜRKMENELİ’NDEN KIBRIS’A 1964 TARİHLİ MEKTUP

Kaynakça: 1- Adsız (1996) İslam Ansiklopedisi. Cilt 14, Genç Kalemler maddesi, sayfa 21-23. Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul. 2- Ahmet Bozdoğan (2007) Birinci Yeni Lisan Makalesini Milli Edebiyat Akımının Bildirgesi Olarak Okumak. C. Ü. İlahiyat Fakültesi dergisi. X1/2, sayfa 251- 266. 3- Ata Terzibaşı (2005) Kerkük Matbuat Tarihi. Kerkük Vakfı, yayın nu: 14. İstanbul. 4- Ata Terzibaşı (2013) Kerkük Şairleri. Kitap 2, Ötüken, yayın nu: 1021, İstanbul. 5- Maarif Dergisi Koleksiyonu, 11 sayı. (11 Nisan 1329 – 7 Teşrinisani 1329) 6- Mehmet Ömer Kazancı (2011) Yeni Irak gazetesi, Türkmen Kardeşlik Ocağı, yayın nu: 24. Kerkük 7- Mehmet Ömer Kazancı (2019) Hışırtılar. TBA yayın nu: 2. Kerkük. 8- Nazım H. Polat (2020) Yeni Lisan'da Divan Edebiyatı Eleştirisi. Türk Dili. Yıl 69, sayı 821, sayfa 18- 29. 9- Önder Saatçi ((2020) Irak Türkmenleri İçin. Kerkük Vakfı, yayın nu:87. İstanbul. 10- Selahattin Sakı Vali ve Mehmet Hurşit Dakuklu (1980) Basın Tarihi. Kültür Bakanlığı, yayın nu:32. Bağdat. 11- Suphi Saatçi (1997) Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Antolojisi. Cilt 6, Azerbaycan- Irak (Kerkük) Türk Edebiyatı. Kültür Bakanlığı. Ankara.

Gazi Nakip’in Şiir Defterinden

Gazi Nakip’in Şiir Defterinden Hazırlıyan Nazım Terzioğlu Salah Nevres Irak Türkmen çağdaş şiirinin öncü şairlerinden biri olan Salah Nevres (Kerkük, 1941), hem hece vezni hem de serbest sitilde yazdığı şiirleriyle büyük bir beğeni kazanmıştır. Aynada Zaman (1972), Uzaktan Geliyorum (1980) Pencere (1989) ve Vatan Bende Yaşıyor (2010) adlı eserlerinde şiirlerini toplayan Nevres’in şiir uğraşı dışında yerli ağızla piyesler yazmış ve besteler yapmıştır. 1969 yılında doğum sırasında eşini ve çocuğunu kaybetmesinden şair derin bir üzüntü yaşamıştır. Bu acı olay, sanat anlayışı ve şiirleri üzerinde de büyük bir etki yapmıştır. Şair, Türkmen toplumunun başına gelen felaketleri ve kendi acılarının tazeliğini Gazi Nakip’in şiir defterinde yazdığı takdim yazısı ve şiirlerin seçiminde de kolaylıkla hissettiriyor. Gazi’ciğim, Ne yazayım bilmiyorum. Çünkü hatıra yalnız kâğıt üzerinde yazıldığı zaman çok gülünç oluyor. Yeter ki bir zamanlar beraber geçirdiğimiz mutlu veya kederli demler hâlâ da tütüyor gözlerimde. Gazi’ciğim, bu günler hep gamlıyım.. Artık hayata olduğu gibi değil da netice itibarıyla bakmaya başladım.

Kerkük vakfın'dan bir bildiri

Kerkük Vakfından Bir Bildiri .
Türkmen Kardaşlık Ocağı’nın kurucu başkanı ve Bağdat Şehir hastanesinin kurucusu Rahmetli Dr. Merdan Ali’nin hatıralarını kapsayan çalışma bize intikal ettirilince çok mutlu olduk ve yayınladığımız kitaplar serisinde 91. Sırada yerini almıştır.
Ancak Rahmetli Dr. Merdan Ali’nin oğlu ve iki kızı bu çalışmamızı takdirle karşılamakla beraber dağıtımının durdurulmasını istediler. Gerekçe olarak, bu çalışmayı bize ulaştıran aile fertlerinden birinin tek başına buna yetkili olmadığı ve bazı ilaveler yapma düşüncesinde oldukları gösterilmiştir.
Bu talebi yerine getirerek kitabın dağıtımını durdurmuş ve Türkmeneli bölgesine göndermeyi düşündüğümüz miktarı da göndermeme kararı alarak, konuyu onların kararına bırakarak gündemimizden düşürmüş bulunduk. Olayın boyutunu Rahmetli büyüğümüzün hatırasına saygı duyan Türkmen milletinin takdirine bırakıyoruz.

MAVİ URBALILAR

MAVİ URBALILAR

Yazar: 
Erşat HÜRMÜZLÜ
Fiyat: 
10.00 TL

Editör’den Türkmeneli Coğrafyasının Bekçileri Türkmen Gençleridir Suphi SAATÇİ

Editör’den Türkmeneli Coğrafyasının Bekçileri Türkmen Gençleridir Suphi SAATÇİ Geçtiğimiz ayın başlarında (31 Ocak7 Şubat 2020) Türkmeneli bölgesine yaptığımız ziyarette yaşadığımız toprakların kokusunu bir kez daha içimize sindirerek dolaştık. Atalarımızın bu topraklara gelişi ve yerleşmesi elbette ki kolay olmamıştır. Geçmişimizin gençlerimiz tarafından bilinmesi ve bu konuda Irak’taki Türkmen varlığımızın hikmeti ve gerekçelerinin iyice anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Zira yaşadığımız Türkmeneli coğrafyasının, bazıları tarafından göz ardı edilmesine karşılık, yetişen Türkmen gençlerimizin ayak bastıkları toprakların gerçek sahipleri olduklarını bilmeleri gerekir. Unutulmamalıdır ki geçmişini bilmeyen toplumlar geleceklerini de inşa edemezler. Selçukluların İslam Dünyasına Hizmetleri Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuklu hanedanı, 1071 yılındaki Malazgirt Zaferinden önce, Sultan Alparslan’ın amcası Selçuklu Sultanı Tuğrul Beğ’in parlak ve güçlü devlet yönetimi sayesinde İslam dünyası Selçuklu Devletinin himayesine alınmıştı. Selçukluların 23 Mayıs 1040 tarihinde kazandıkları Dandanakan Zaferi’nin ardından, Merv’de topladıkları kurultayda alınan karar gereği, Tuğrul Bey’in imzası ile Bağdat’a Halife Kaim bi-Emrillah’a hitaben bir fetihnâme gönderilmişti. Selçuklu elçisi ile gönderilen bu fetihnâmede, bundan sonra adaletin geçerli olacağından söz edilmiş, Selçukluların eskiden beri halifeye duydukları saygı ve bağlılıkları bildirilmiştir. Tuğrul Bey’in mektubu hilafet merkezine ulaşınca

Bize Göre Dekart mı... Türk Hars ve Medeniyeti mi? Erşat HÜRMÜZLÜ

Bize Göre Dekart mı... Türk Hars ve Medeniyeti mi? Erşat HÜRMÜZLÜ Rene Descartes (Rene Dekart) Fransız bir filozoftu. 1696 yılında vefat eden bu filozofun ismi batı dünyasında bir sıfat halini aldı. Dekartizm dediğinizde bu dünyada açıklık, şeffaflık, aklı hakim kılmak, hurafelerden arınma ve basit ailelerdeki insanları etkisi altına alan, nesilden nesile hiç sorgulanmadan miras kalan destanlardan kurtulma demek oluyor. Doğrusu Dekart’da çok zulüm gördü. Kapalı akıllar ve cehalete gömülmüş olan yetkililerin dayatmasına dayanamadığı için başka âkil adamlar gibi Hollanda’ya kaçtı. Bir zaman sonra bu düşünür, fikirleri yayınlanınca eski asırların Arestotle ve Eflaton mertebesinde anılmaya başlandı. Dekartizme muhtaç olduğumuz bu coğrafyada ve bu zamanlarda bir de kendi kendimize soralım. Daha Dekart dünyaya gelmeden Türk-İslam medeniyetini şiar edinen desek daha iyi olur eski nesillerimiz bu öğretileri ortaya koymadı mı? Kur’an-ı Kerim’den feyz alan eski kuşaklarımız her şeye rağmen

Sayfalar

Kerkük Vakfı RSS beslemesine abone olun.