Buradasınız

kardaşlık 85

Editör’den Türkmeneli Coğrafyasının Bekçileri Türkmen Gençleridir Suphi SAATÇİ

Editör’den Türkmeneli Coğrafyasının Bekçileri Türkmen Gençleridir Suphi SAATÇİ Geçtiğimiz ayın başlarında (31 Ocak7 Şubat 2020) Türkmeneli bölgesine yaptığımız ziyarette yaşadığımız toprakların kokusunu bir kez daha içimize sindirerek dolaştık. Atalarımızın bu topraklara gelişi ve yerleşmesi elbette ki kolay olmamıştır. Geçmişimizin gençlerimiz tarafından bilinmesi ve bu konuda Irak’taki Türkmen varlığımızın hikmeti ve gerekçelerinin iyice anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Zira yaşadığımız Türkmeneli coğrafyasının, bazıları tarafından göz ardı edilmesine karşılık, yetişen Türkmen gençlerimizin ayak bastıkları toprakların gerçek sahipleri olduklarını bilmeleri gerekir. Unutulmamalıdır ki geçmişini bilmeyen toplumlar geleceklerini de inşa edemezler. Selçukluların İslam Dünyasına Hizmetleri Oğuzların Kınık boyuna mensup olan Selçuklu hanedanı, 1071 yılındaki Malazgirt Zaferinden önce, Sultan Alparslan’ın amcası Selçuklu Sultanı Tuğrul Beğ’in parlak ve güçlü devlet yönetimi sayesinde İslam dünyası Selçuklu Devletinin himayesine alınmıştı. Selçukluların 23 Mayıs 1040 tarihinde kazandıkları Dandanakan Zaferi’nin ardından, Merv’de topladıkları kurultayda alınan karar gereği, Tuğrul Bey’in imzası ile Bağdat’a Halife Kaim bi-Emrillah’a hitaben bir fetihnâme gönderilmişti. Selçuklu elçisi ile gönderilen bu fetihnâmede, bundan sonra adaletin geçerli olacağından söz edilmiş, Selçukluların eskiden beri halifeye duydukları saygı ve bağlılıkları bildirilmiştir. Tuğrul Bey’in mektubu hilafet merkezine ulaşınca

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Bakanlık mı İstersin Himmet mi? Mahir NAKİP

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Bakanlık mı İstersin Himmet mi? Mahir NAKİP Buğday mı Himmet mi? Yunus, derviş olup Emre’leşmeden önce Anadolu’nun kıtlık çeken bir köyünde yaşardı. Köyün ileri gelenleri Yunus’a, ¨Kıtlık köyün belini kırıyor, sen de köyün bir gencisin, Hacı Bektaş adında bir ulu kişi fukaraya buğday dağıtırmış sen de git bu ermişten bize biraz buğday getir¨ derler. Yunus uzun bir yolculuktan sonra varır Hacı Bektaş-ı Veli’nin ulu dergâhına. Huzura kabul edilir. Yolda yabandan topladığı bir torba alıcı (bir cins yaban meyvesi) hediye diye Hünkâra takdim eder ve söze başlar: - Köyümüz kuraklıktan kırılıyor, ekmeğimiz yok, unumuz yok, buğdayımız yok. Köyümüzün ihtiyarları bana dediler ki Hünkâr Hacı Bektaş kimseyi eli boş göndermez. Ailem ve köyüm için buğday isterim Hünkârım.¨ - Sana buğday yerine himmet versek? - Himmeti neyleyim Hünkârım. Köyümüz aç. Buğday isterim. - Ya getirdiğin her alıca karşılık iki nefes versek? - Himmetle, nefesle çoluk çocuk doyar mı Hünkarım? Bana buğday gerek. - Derviş can Yunus’a kağnısı yükünce buğday verin, karnını da doyurun ve uğurlayın. Yunus himmetle nefesin ne demek olduğunu anlamadan buğdayını alır sevinçle köyüne revan olur. Bir süre yol aldıktan sonra himmetle nefesin ne demek olduğunu anlar ve deli gibi geri döner Hacı Bektaş-ı Veli’ye... - Anladım himmeti ve nefesi Hünkârım.

RSS - kardaşlık 85 beslemesine abone olun.