Merhaba...

1997 yılında kurmuş olduğumuz KERKÜK VAKFI inandığımız davanın hizmetinde ilkelerimizin kurumsallaştığı bir yuva olarak düşünülmüştür. Bu Vakıf, her zaman insana dönük faaliyetlerin yapılacağı ve kalıcı hizmetlerin programlanacağı bir dava ve kültür ocağı kimliğiyle bir platform görevini üstlenmektedir.
Biz herkese ve her kesime eşit mesafede olup doğruların savunucusu olarak yolumuza devam edeceğiz. Bu doğrultuda da Irak Türkmenlerinin davası ve geleceği için çalışma kulvarında öncü olup herkesi kucaklayan bir konumda olacağız.
Yıllardır yayınladığımız KARDAŞLIK dergisinin yanında üç lisanda onlarca esere imza atan bu kuruluş herkesi hizmete çağırıyor. Yolumuzdan şaşmadan ve ilkelerimizden taviz vermeden bu yolun yolcusuyuz ve öyle de kalacağız.
Herkese merhaba.

   Erşat Hürmüzlü
Kerkük Vakfı Başkanı
 


Kerkük Vakfı yayınları Beşiktaş Meydanında

Kerkük Vakfı yayınları Beşiktaş Meydanında İstanbul Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen "Edebiyat ve Kitap Günleri" kitap fuarında Kerkük Vakfı yayınları da yerini aldı. Genellikle Irak Türkmen edebiyatını, tarihini, folklorunu, mimarisini kapsayan yayınlar Beşiktaş meydanında okuyucularıyla buluşuyor.

Editör’den Bir Nefes Sıhhat Uğruna…

Editör’den
Bir Nefes Sıhhat Uğruna…

Bir yılı aşkın süreden beri dünyayı esir alan ve herkesin hayatını yeniden düzenleyen covid-19, kısa süre içinde sadece ülkemizi ve hatta sadece kıtamızı değil bütün bir yerküreyi tehdit eder bir salgına dönüştü. Böyle bir pandemi dünya tarihinde çok görülmemiş bir olay sayılır. Önceleri herkes tehlikenin büyüklüğünü anlayamadı ve tehlikenin boyutunu ciddiye almadı. Salgın yüzünden hayatını kaybedenlerin sayıları giderek artınca, işin ciddiyeti anlaşılmaya başlandı.

Ülkeler salgının önüne geçmek için önlemler alma yarışına girdi. Önlemler alındıkça ve hatta önlemlerin çapı giderek büyüyünce, insanları bekleyen yeni krizler ortaya çıkmaya başladı. İnsanların sağlığını tehdit eden salgın yüzünden dünya ticareti, turizmi, kültür ve sanat etkinlikleri, eğitimi ve spor aktiviteleri geniş çapta felce uğradı. Üniversiteler, AVM’ler, stadyum ve spor sahaları, fabrikalar, iş yerleri, devlet daireleri boşaldı. Metrolar, otobüsler, tramvay ve trenler, vapurlar, uçaklar boş bekleyen birer araç haline geldi. Ve nihayet hayatî tehlike yüzünden insanlar evde yaşamaya mahkûm oldu.

Öncelikle risk altında görünen üst yaştakiler ve kronik hastalığı olan gruplar evlere hapsedildi. Ancak salgını önlemek için herkesin sıkı biçimde korunması gerektiği hususu üzerinde fazla durulmadı. Herkes kurallara uyduğu takdirde olumlu sonuç alınabileceği noktasında fikir birliği sağlanmadığı için, salgının önü alınamadı.

Salgın yüzünden her ülkenin birçok kurumunda eksikler ve yanlışlıklar da ortaya çıktı. Özellikle sağlık sektöründe büyük sıkıntılar yaşandı. Hastaneler ve buralardaki yoğun bakım ünitelerinin yetersizlikleri ve eksiklikleri fark edildi. Eğitim hizmetlerinin, ekonomik ve ticarî faaliyetlerin sürdürülmesi için, yeni çıkış yolları arandı. Bunun da sanal biçimde online ortamında yapılması yoluna gidildi. Yüksek öğrenim gören 8 milyonun üstünde, ilk ve orta öğrenim gören 18 milyon öğrencinin öğrenim hayatı aksamasın diye uzaktan eğitim başlatıldı. Birtakım zorluklar yaşanmış olmasına rağmen, öğrencilerin gelecekleri ve kurdukları hayaller kararmasın diye mücadele edildi.

Her yerde olduğu gibi ülkemizde en çok gıda sektörünün hizmet vermesine izin verilirken, küçük esnaf ve işletmeler maddî kayba uğradı. Özellikle berber ve kuaförler, lokantalar, kahvehaneler, büfeler, kafeteryalar, düğün ve eğlence salonları gibi yerler geniş çapta zararlara uğradı. Bunların içinde küçük esnaf ve işçi ile geçimlerini günlük kazanç üzerinden sağlayan kesim gerçekten büyük mağduriyet yaşadı. Bu kesime sanırım devlet nisbî de olsa destek verdiği için bir nebze nefes alındı.

Hayatı eve sığdırma yüzü

BİZE GÖRE.. Kendinle Barışık mısın? Erşat Hürmüzlü

BİZE GÖRE..
Kendinle Barışık mısın?
Erşat Hürmüzlü

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Siyasette Ahlakî Değerler Mahir Nakip

Türkmeneli’nden
Türk’ün dilinden
Siyasette Ahlakî Değerler
Mahir Nakip

Siyaset Olmak
Çocuktuk, yaramazlık yaptığımızda veya evde bir zarara sebep olduğumuzda annelerimiz bize beddua niteliğinde ¨Hey sıyasat olasan¨ derlerdi. Yani, rezil ve rüsva olasın demek isterlerdi. Demek ki en iyi zamanlarda bile siyaset varmış ve bir yergi kaynağı imiş. Devletler oluşmadan siyaset var mıydı bilmem ama siyaset kalubeladan beri sevimsizdir ve çirkeftir. Ama ne var ki siyaset olmadan da ne devletler olur ne de toplumsal hayata düzen verilebilir. Siyaset demek hizmet demektir, siyaset demek asayiş ve güvenlik demektir, siyaset demek ilerlemek ve kalkınmak demektir. Kısacası siyaset olmazsa nüfusu 7,5 milyara yaklaşan dünyayı idare etmek imkânsızdır. O zaman olmazsa olmaz olan bu siyaset nasıl olmalı ki annelerimizin dilinde bir beddua değil, bir dua olabilsin? Önce literatürde nazarî boyutuna göz atalım.

Siyasetle ahlak arasındaki ilişkiyi inceleyen üç yaklaşım vardır. Eflatuncu, Machiavellici ve demokratik yaklaşım. Eflatuncu yaklaşım, ahlaka mutlak bir üstünlük payesi verir yani, siyaseti ahlaka feda eder; hatta köle eder ve erdemi (fazileti) temel alır. Bunu, realist bulamayan Machiavellist yaklaşımda, ahlakî değerler bir kenara bırakılır ve belirli ilkeler dahilinde hedefe varmak için her vesile mubah görülür. Bu yaklaşımda siyasetçiler, verdikleri sözleri tutmayan güvenilmez kişilerdir. Binaenaleyh siyasetçinin davranışı ahlakî, hukukî ve dinî değerlere değil, menfaat esasına dayandığı varsayılır. Bu iki uç yaklaşımın ortasında olan demokratik yaklaşımda ise bir devletin varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan ahlakî değerlerin kendi şartları içinde gelişebileceğini kabul eder. Burada siyasetçi, halkın onayından geçmiş bir anayasaya ve bu anayasaya göre yürürlüğe girmiş kanunlar çerçevesinde hareket eder. Bu anlayış günümüzde cârî olmakla beraber, batı ülkelerine yaklaştıkça uygulanabildiği fakat doğuya uzandıkça kötüye kullanıldığı veya istismar edildiği görülmektedir. Genel olarak ferdî bazda siyasetçi, bilgi ile donandıkça erdemi artar; erdemi geliştikçe hata yapması azalır ve aldığı kararlar daha isabetli olur. Batının ve doğunun filozofları bu konuda müttefik. Sokrat, Eflatun, Aristo batıda, Farabi, Yusuf Has Hacib, Kınalızade Ali Efendi de doğuda aynı kanaati taşıyorlar. Günümüzde bilgiye ulaşmak çok daha kolay olduğundan, nazarî olarak siyasetçinin eskilere nazaran daha erdemli ve doğru kararlar vermesi beklenir. Yusuf Has Hacib, 11. Yüzyılda kaleme aldığı Kutadgu Bilig (Kutlu Bilgi) isimli eserinde bilginin yanında adaleti de eklemektedir. Günümüzde adalet kavramı hâlâ tartışılırken ama bilgi artık tartışma alanından çekilmiştir. Çünkü bilgiye erişim ziyadesiyle kolaylaşmıştır. Öyleyse günümüz siyasetçisini erdeme yaklaşmasına engel olan farklı faktörler var. Pekiyi biz Türkmenler bu durum karşısında işin neresindeyiz ve nasıl bir yol izlemeliyiz?

Bizden Bize Çözüm
Öncelikle kendi çapımızı bilmeliyiz. Şu anda Irak’ta kurulan çarpık düzende (Anayasa ve kanunlar çerçevesinde) hacmimiz veya büyüklüğümüz bellidir. Bu düzen ne bizi temsil ediyor ne de tatmin. Bu düzeni değiştiremeyeceğimize göre, irademiz dışında kurulan düzenle beklentilerimiz ve imkânlarımız arasında bir irtibat ve denge kurmaya çalışacağız. Irak Parlamentosu içerisinde en fazla yerleştirebileceğimiz vekil iki elin parmak sayısını geçemeyecektir. Kaldı ki Fuzuli’nin dediği gibi ¨düşman kavi, talih zebun¨ o zaman kendimize göre bir model geliştirmemiz gerekmektedir.

Aslında model veya örnek alabileceğimiz çok önemli bir topluluk ve lideri var: Müslüman Boşnakların lideri Alia İzzetbegoviç. Bütün siyasetçilerimizin ve özellikle gençlerimizin okuması ve izlemesi gereken bir şahsiyettir İzzetbegoviç. Şartları bizimkine çok benziyor belki daha da ağır. Sovyetlerin dağılmasıyla Yugoslavya da dağılmış ve Bosna-Hersek 1992 yılında bir referandumla bağımsızlığını ilan etmişti; İzzetbegoveç de Cumhurbaşkanı seçilmişti. Ancak ta Osmanlılar zamanında Müslümanlara karşı kin güden Şövenist Sırplar, Batıyı da arkalarına alarak, kendi soydaşları olan ancak Osmanlılar zamanında Müslümanlığı seçen Boşnakları 1994’te emsali görünmeyen bir katliama tâbi tuttular. Müslüman Boşnaklar bu katliamda 250 bin şehit verdi ve bir milyonu ise göçe zorlandı. Ama İzzetbegoviç’in hikmet dolu liderlik vasıflarıyla Sırplarla anlaşma sağladılar ve bugün iyi-kötü bir devletleri var. İzzetbegoviç’in okunması gereken yedi kitabı bulunmaktadır. İzzetbegoviç’in devlet ve siyaset felsefesinde idealizmle realizmi barıştırıyor. Siyasetçiye kendi menfaatini gözetme hakkını vermekle beraber ona vazife yüklüyor; bu vazifenin özü aslında misyondur. Şöyle diyor:
“Vazife ile menfaat her insanî hareket tarzının iki değişik muharrikini teşkil etmektedir. Aralarında, kaide olarak, karşılaştırma yapılamaz. Vazife hiçbir zaman menfaatçi değildir, menfaatin ise ahlâkla alakası yoktur” ve ilave ediyor ¨menfaat bekleme veya gütme siyasetin bir gereği ise, vazife de siyaset ahlakının gereğini oluşturur¨. Çok yerinde bir yaklaşım. Buradan siyasete soyunmak isteyen gençlerimize çok nasihatler çıkar.
Siyasetçimize Atalar Öğüdü
Bugün bir Türkmen’in siyaset meydanına inmesi sadece milletvekili adaylığı ile olması gerekmiyor. Mevcut bir partide görev almak, gençlik teşkilatlarında çalışmak veya fikir ve araştırma kurumlarında faaliyet göstermekle de siyaset yapılabilir. Bundan da meşru bir menfaat elde etmek ahlakîdir. Siyasete katılmanın her türlüsünü tebrik etmek ve takdir etmek elzemdir. Çünkü siyasete girmek cesaret ve irade meselesidir. Siyasete soyunan kişi öncelikle bilgi düzeyinden emin olması lazım. ¨Cahil cesur olur¨ derler, bize bu alanda aydın-cesur kişiler lazım. Aydın kişinin sadece bilgiyle donanması elbette yeterli değildir. Çünkü siyaset ahlakının en değişken olanı bilgidir; ona da geçmişe nazaran, daha kolay ulaşıla bilindiğini söyledik. Geriye en önemli kısımlar kaldı: Ahlakî değerler; yani erdemli siyaset…
Siyasetçimizde adalet duygusunun yüksek düzeyde olması gerekir. Adalet sadece mahkemede aranmaz, siyasetçinin içinde bulunduğu en küçük birimin içinde bile daim adaletin olması gerekiyor. İş birliği yapabilme kabiliyeti, günümüzde giderek önem kazanıyor. Ferdî başarı sadece sporda söz konusudur. Ekip çalışması çağdaş yönetimin olmazsa olmazıdır. O da kolektif çalışmayı gerektiriyor. Bir siyasetçinin nefsini yenmiş, sinirlerine hâkim, rakiplerine kin gütmeyen, intikam ruhundan arınmış olması gerekir. Yeri geldiğinde müsamahakâr yeri geldiğinde ilkeleri doğrultusunda ceza verebilen siyasetçi, liderlik mertebesine ulaşabilir. ¨Her şeyi sadece ben bilirim, herkes sadece beni dinlemeli ve her şey bana sorulmalı¨ diyen bir siyasetçi bir gün başarısızlığa mahkumdur. Birleştirici, hoş görülü, sabırlı, sâkin ve sevecen olmak kolay olmamakla beraber bir siyasetçide elzem olan vasıflardır.
1564 yılında Ahlâk-ı Alâyi isimli kitabında Kınalızade Ali Efendi devleti idare edenlerin ahlakî değerlerine ayrı bir yer verir. Bu değerlere itaat etmeyenleri ve uymayanları gü

Prof. Dr. Necdet Demirci Ne Yazık O’nu Kaybettik… Necat Kevseroğlu Türkmen kültür ve bilim insanı, Kerkük Üniversitesi’nin temel direklerinden biri, aramızdan ayrılıp Hakk’a yürüdü. Kaybettiğimiz Prof. Dr. Necdet Demirci’yle gençlik yıllarımızdan

Prof. Dr. Necdet Demirci
Ne Yazık O’nu Kaybettik…
Necat Kevseroğlu

Türkmen kültür ve bilim insanı, Kerkük Üniversitesi’nin temel direklerinden biri, aramızdan ayrılıp Hakk’a yürüdü. Kaybettiğimiz Prof. Dr. Necdet Demirci’yle gençlik yıllarımızdan beri, ömrümüz onunla beraber geçti.
Ömür boyu, onun dostluğuna doyamadım, kederi, güzelliği hep beraber paylaştık, fazileti, tevazu, gösterişsizliği, nazik, diğerkâmlığı, tahammül ve müsamahayı şahsında toplayan ve dostlarına karşı büyük sevgi ve saygı duyan bu kültürlü bilim insanı Dr. Necdet Demirci, mütekamil bir insanın bütün meziyetlerine sahip müstesna bir şahsiyetti; vefakâr bir insandı.
İlmi alanda, mesleği ile ilgili yapmış olduğu çalışmalar, yazdığı kitap ve araştırmalar, yaptığı çeviriler, İngilizce’den Türkçe’ye ve Türkçe’den İngilizce’ye tercümeleri yanında kıymetli hem ilmi, hem de Türkmen Edebiyatı ile ilgili yazıları, yetiştirdiği öğrenciler, öğretmenler, takdire şayandır.
Kaybettiğimiz Prof. Dr. Necdet Demirci, onu sevenlerin, dostluğuna doyamayanların ümit etmedikleri bir anda ve enerji, bilgi dolu bulunduğu bir çağda aramızdan ayrılıp gitti ve geride kalan bizleri, kendisine sonsuz sevgi ve saygı ile bağlı olanları, ailesini, kardeşlerini derin acılar içinde bıraktı.
Ömür boyu kendini milli Türkmen davasına adayan Demirci Bağdat’ta öğrenciliği sırasında dört yıl, Bağdat Radyosu’nda, Türkmence Bölümün’de bıkmadan, usanmadan, gönüllü olarak Kültür ve Edebiyat adlı programları, kulaklarımızda o güzel sesi, bu kubbe altında kalan hoş bir sada idi.
Prof. Dr. Necdet Demirci, Kerkük’ün Sarıkâhya Mahallesi’nin Beşiktaş Sokağında tanınan Demircizade Kâzım Musa Efendi’nin oğludur. 1955 yılında baba ocağında, aynı mahallede gözlerini dünyaya açmıştır.
İlk orta ve lise öğrenimini Kerkük okullarında tamamladı, 1976 – 1977 ders yılında Bağdat’ta Müstansıriyye Üniversitesi’nde, Eğitim Fakültesi’nde İngilizce Edebiyatı Bölümün’den mezun oldu.
Başarılı olduğundan, hemen aynı fakültede yüksek lisans ve doktora tahsilini aldıktan sonra Kerkük Eğitim Genel Müdürlüğü’nde, tayin edilmişti. 1987-1996 yılları arasında Kerkük Öğretmenler Enstitüsü’nde öğretmenlik yaptı, İngilizce dili ve edebiyatı derslerini verdi, pek çok sayıda öğretmenler yetiştirdi.
1992 yılında, Erbil’de Salahaddin

ALKARISI CİN VE KAYIP KIZ İlâf KÖPRÜLÜ Gözlerini açtığında, görkemli ve heybetli Ural Dağları’na doğru yaklaştıklarını görebiliyordu Sayina. Yorgunluktan kılını bile kıpırdatamayacak bir hali vardı. Zavallı atlara üzülmekten alıkoyamıyordu kendini. Na

ALKARISI CİN VE KAYIP KIZ İlâf KÖPRÜLÜ Gözlerini açtığında, görkemli ve heybetli Ural Dağları’na doğru yaklaştıklarını görebiliyordu Sayina. Yorgunluktan kılını bile kıpırdatamayacak bir hali vardı. Zavallı atlara üzülmekten alıkoyamıyordu kendini. Nallarının neredeyse çatlayacak olduğunu düşünüyordu. Etrafta, atların nallarının sesinden başka ses yoktu. Sanki araba, bu boş dünya arazisinde tekti, yapayalnızdı. Akıp gidiyordu dağların arasında, ağaçların gölgesinde. Bulutsuz göğün altında, yıldızlar henüz o saatlerden itibaren epeyi belirgindi. “Şu yıldızlara bir bak. Tanrı yaratmış lâkin, neden bu kadar mağrurlar?”, diye düşündü. Mağrur yıldızları izlerken başını biraz daha eğip, iki genç atın çektiği iki kişilik küçük tahta bir odanın üzerine atılan perdeleri iyice araladı. Gökyüzünde uçan bir sungur gözlerine ilişti. Kanatlarını açmış, özgürce uçuyordu. Sayina, sungurun en az yıldızlar kadar mağrur olduğunu düşündü. Kanatlarının altında kalan topraklara, kendisi mi hükmediyordu? Gün çoktan batmak için solgun ışıklarını saçmaya başlamıştı. Etrafında oluşan kızıl halkalar gittikçe sararıyordu. Yer yer verimsiz topraklar, yer yer de zengin ağaçlar geliyordu. Bazen de çalılar yolun iki tarafını sarıyordu. İhtişamlı bir bahar tablosunu andıran bu kadar muazzam bir manzarayı uzun süredir görmemişti. Böylece perdeyi kapatıp, yaklaşmakta olan gecenin giz dolu karanlığına doğru salıverdi kendisini. Kucağındaki körpeye baktı. Alnına nazik bir öpücük bıraktı. Aykız’ın bembeyaz kundağa sarılı, dışı tüylü, içi ise kalın bir deriden yapılan, elle dikilmiş yeleğin içindeki minik bedeni ne kadar da rahat görünüyordu. Küçücük gözleri derin uykulara dalmıştı. Üzerindeki şarap renginde olan kaftanını düzeltti. Başına taktığı tofunu indirdi. Balıksırtı örgü saçları, tofunu altından başına örttüğü beyaz tül şalın altında kaldı. Bebeğini izleyen gözleri kısılınca, elmacık kemikleri daha çok belirginleşti ve pembe dudağının kenarında bir gülümseme belirdi… Doğum yapalı henüz üç günü bile bulmamışken, Çuvaşya’daki evlerine doğru yola çıkma kararında ne kadar ısrarcı olduğunu hatırlıyordu Sayina. Eşinin Başkurdistan’daki ailesi, loğusalıkta yola çıkmanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatıp dursalar da nafile. Bunları düşünürken içini saran hazin duygu eşliğinde, Başkurdistan çoktan geride kalmıştı bile. Gün tamamen kararmaya başladığında böceklerin dahi sesleri kesilmişti. At arabası iyice ağırlaşmıştı. Belli ki atlar epeyi yorgundu. Çok geçmeden duruverdiklerinde, Sayina, yavrusunu göğsüne sıkıca bastırdı. Mevsimlerden bahardı, hava gündüzleri epeyi güzeldi, lâkin o akşam güzün ıssız ve soğuk akşamlarına benziyordu. Rüzgâr yoktu ama, bir şeyler Sayina’nın yüreğini titretiyordu. Perde bir anda aralandı. Eşi Uraz’ın yorgunluktan omuzları düşmüştü. Gözleri uykulu idi. Üzerine giydiği zırh benzeri, toprak renginde bir deri yelek vardı. Kıvrık burunlu ayakkabıları, karanlıkta pek belli olmuyordu. Alnına bağladığı siyah kuşak, gözleri ile aynı renkte idi. “Katunum, ileride bir ateş gördüm. Şavkı göğe vuruyor. Ormanın yarısını aydınlatıyor. Konaklama yeri olmalı. Atlar da çok yorgun düştü. Siz de hırpalandınız. Oraya gidip, günün aymasını bekleyelim, bu sayede de biraz dinlenelim”, dedi Uraz. Gözlerinin altındaki çizgiler gerilmişti. Elleri, atın boyunduruğunu tutamayacak kadar yıpranmıştı. Sayina, eşinin bu yerinde teklifine başını evet anlamında sallayarak cevap verdi. Perde yeniden kapandı. İçerisi karanlığa gömüldü…

Kerkük Vakfı Araştırma Yarışması

Kerkük Vakfı Araştırma Yarışması Bağımsız ve birleşik bir Irak’ta Türkmen varlığını pekiştirmek, Türkmenler ve Türkmen kültürü hakkında gelecek nesillere daha köklü, ilmî ve tarafsız yazılı eserler bırakmak, kalem erbabı insanları doğru, iz bırakıcı, ikna edici ve güzel yazmaya teşvik etmek, her zaman vakfımızın amacı olmuştur. Bu maksatla faaliyetlerini İstanbul’da sürdürmekte olan Kerkük Vakfı, Türkçe ve Arapça olmak üzere ödüllü bir yarışma düzenlemiştir. Bu yarışmaya katılmanın şartları aşağıda sıralanmıştır: 1. Araştırma Irak Türkmenlerinin siyasî, edebî, sanatsal, tarihî veya sosyal konuları ile ilgili olacaktır. 2. Araştırma Türkçe, Arapça veya uluslararası başka bir dilde basılmış güvenilir kitap, ilmî makale veya rapor gibi kaynaklara dayandırılacaktır. 3. Yarışmaya katılacak olan çalışmaların daha önce herhangi bir yerde yayımlanmamış olması gerekmektedir. 4. Yarışmayı kazanan, sunmuş olduğu araştırmasının telif haklarını Kerkük Vakfı İktisadî İşletmesine imzalayacağı bir taahhütname ile devretmiş sayılacaktır. 5. Yazılar herhangi bir etnik, mezhep, siyaset veya düşünce grubunu rencide etmeyecektir. 6. 50 sayfadan az olmamak kaydıyla araştırma A4 boyutunda ve 12 punto ile yazılacak, ekte sunulmuş olan taahhütname ile birlikte dijital olarak Kerkük Vakfı e-posta adresi olan: kerkukvakfi@kerkukvakfi.orq na gönderilecektir. 7. Her yarışmacı en fazla bir araştırma ile katılabilecektir. 8. Yazılar en geç 30 Eylül 2021 tarihine kadar Kerkük Vakfı’na ulaştırılması gerekmektedir.

VAFAT VE BAŞSAĞLIĞI

VAFAT ve bbaşsağlığı

Sayfalar

Kerkük Vakfı RSS beslemesine abone olun.