Buradasınız

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Siyasette Ahlakî Değerler Mahir Nakip

Türkmeneli’nden
Türk’ün dilinden
Siyasette Ahlakî Değerler
Mahir Nakip

Siyaset Olmak
Çocuktuk, yaramazlık yaptığımızda veya evde bir zarara sebep olduğumuzda annelerimiz bize beddua niteliğinde ¨Hey sıyasat olasan¨ derlerdi. Yani, rezil ve rüsva olasın demek isterlerdi. Demek ki en iyi zamanlarda bile siyaset varmış ve bir yergi kaynağı imiş. Devletler oluşmadan siyaset var mıydı bilmem ama siyaset kalubeladan beri sevimsizdir ve çirkeftir. Ama ne var ki siyaset olmadan da ne devletler olur ne de toplumsal hayata düzen verilebilir. Siyaset demek hizmet demektir, siyaset demek asayiş ve güvenlik demektir, siyaset demek ilerlemek ve kalkınmak demektir. Kısacası siyaset olmazsa nüfusu 7,5 milyara yaklaşan dünyayı idare etmek imkânsızdır. O zaman olmazsa olmaz olan bu siyaset nasıl olmalı ki annelerimizin dilinde bir beddua değil, bir dua olabilsin? Önce literatürde nazarî boyutuna göz atalım.

Siyasetle ahlak arasındaki ilişkiyi inceleyen üç yaklaşım vardır. Eflatuncu, Machiavellici ve demokratik yaklaşım. Eflatuncu yaklaşım, ahlaka mutlak bir üstünlük payesi verir yani, siyaseti ahlaka feda eder; hatta köle eder ve erdemi (fazileti) temel alır. Bunu, realist bulamayan Machiavellist yaklaşımda, ahlakî değerler bir kenara bırakılır ve belirli ilkeler dahilinde hedefe varmak için her vesile mubah görülür. Bu yaklaşımda siyasetçiler, verdikleri sözleri tutmayan güvenilmez kişilerdir. Binaenaleyh siyasetçinin davranışı ahlakî, hukukî ve dinî değerlere değil, menfaat esasına dayandığı varsayılır. Bu iki uç yaklaşımın ortasında olan demokratik yaklaşımda ise bir devletin varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan ahlakî değerlerin kendi şartları içinde gelişebileceğini kabul eder. Burada siyasetçi, halkın onayından geçmiş bir anayasaya ve bu anayasaya göre yürürlüğe girmiş kanunlar çerçevesinde hareket eder. Bu anlayış günümüzde cârî olmakla beraber, batı ülkelerine yaklaştıkça uygulanabildiği fakat doğuya uzandıkça kötüye kullanıldığı veya istismar edildiği görülmektedir. Genel olarak ferdî bazda siyasetçi, bilgi ile donandıkça erdemi artar; erdemi geliştikçe hata yapması azalır ve aldığı kararlar daha isabetli olur. Batının ve doğunun filozofları bu konuda müttefik. Sokrat, Eflatun, Aristo batıda, Farabi, Yusuf Has Hacib, Kınalızade Ali Efendi de doğuda aynı kanaati taşıyorlar. Günümüzde bilgiye ulaşmak çok daha kolay olduğundan, nazarî olarak siyasetçinin eskilere nazaran daha erdemli ve doğru kararlar vermesi beklenir. Yusuf Has Hacib, 11. Yüzyılda kaleme aldığı Kutadgu Bilig (Kutlu Bilgi) isimli eserinde bilginin yanında adaleti de eklemektedir. Günümüzde adalet kavramı hâlâ tartışılırken ama bilgi artık tartışma alanından çekilmiştir. Çünkü bilgiye erişim ziyadesiyle kolaylaşmıştır. Öyleyse günümüz siyasetçisini erdeme yaklaşmasına engel olan farklı faktörler var. Pekiyi biz Türkmenler bu durum karşısında işin neresindeyiz ve nasıl bir yol izlemeliyiz?

Bizden Bize Çözüm
Öncelikle kendi çapımızı bilmeliyiz. Şu anda Irak’ta kurulan çarpık düzende (Anayasa ve kanunlar çerçevesinde) hacmimiz veya büyüklüğümüz bellidir. Bu düzen ne bizi temsil ediyor ne de tatmin. Bu düzeni değiştiremeyeceğimize göre, irademiz dışında kurulan düzenle beklentilerimiz ve imkânlarımız arasında bir irtibat ve denge kurmaya çalışacağız. Irak Parlamentosu içerisinde en fazla yerleştirebileceğimiz vekil iki elin parmak sayısını geçemeyecektir. Kaldı ki Fuzuli’nin dediği gibi ¨düşman kavi, talih zebun¨ o zaman kendimize göre bir model geliştirmemiz gerekmektedir.

Aslında model veya örnek alabileceğimiz çok önemli bir topluluk ve lideri var: Müslüman Boşnakların lideri Alia İzzetbegoviç. Bütün siyasetçilerimizin ve özellikle gençlerimizin okuması ve izlemesi gereken bir şahsiyettir İzzetbegoviç. Şartları bizimkine çok benziyor belki daha da ağır. Sovyetlerin dağılmasıyla Yugoslavya da dağılmış ve Bosna-Hersek 1992 yılında bir referandumla bağımsızlığını ilan etmişti; İzzetbegoveç de Cumhurbaşkanı seçilmişti. Ancak ta Osmanlılar zamanında Müslümanlara karşı kin güden Şövenist Sırplar, Batıyı da arkalarına alarak, kendi soydaşları olan ancak Osmanlılar zamanında Müslümanlığı seçen Boşnakları 1994’te emsali görünmeyen bir katliama tâbi tuttular. Müslüman Boşnaklar bu katliamda 250 bin şehit verdi ve bir milyonu ise göçe zorlandı. Ama İzzetbegoviç’in hikmet dolu liderlik vasıflarıyla Sırplarla anlaşma sağladılar ve bugün iyi-kötü bir devletleri var. İzzetbegoviç’in okunması gereken yedi kitabı bulunmaktadır. İzzetbegoviç’in devlet ve siyaset felsefesinde idealizmle realizmi barıştırıyor. Siyasetçiye kendi menfaatini gözetme hakkını vermekle beraber ona vazife yüklüyor; bu vazifenin özü aslında misyondur. Şöyle diyor:
“Vazife ile menfaat her insanî hareket tarzının iki değişik muharrikini teşkil etmektedir. Aralarında, kaide olarak, karşılaştırma yapılamaz. Vazife hiçbir zaman menfaatçi değildir, menfaatin ise ahlâkla alakası yoktur” ve ilave ediyor ¨menfaat bekleme veya gütme siyasetin bir gereği ise, vazife de siyaset ahlakının gereğini oluşturur¨. Çok yerinde bir yaklaşım. Buradan siyasete soyunmak isteyen gençlerimize çok nasihatler çıkar.
Siyasetçimize Atalar Öğüdü
Bugün bir Türkmen’in siyaset meydanına inmesi sadece milletvekili adaylığı ile olması gerekmiyor. Mevcut bir partide görev almak, gençlik teşkilatlarında çalışmak veya fikir ve araştırma kurumlarında faaliyet göstermekle de siyaset yapılabilir. Bundan da meşru bir menfaat elde etmek ahlakîdir. Siyasete katılmanın her türlüsünü tebrik etmek ve takdir etmek elzemdir. Çünkü siyasete girmek cesaret ve irade meselesidir. Siyasete soyunan kişi öncelikle bilgi düzeyinden emin olması lazım. ¨Cahil cesur olur¨ derler, bize bu alanda aydın-cesur kişiler lazım. Aydın kişinin sadece bilgiyle donanması elbette yeterli değildir. Çünkü siyaset ahlakının en değişken olanı bilgidir; ona da geçmişe nazaran, daha kolay ulaşıla bilindiğini söyledik. Geriye en önemli kısımlar kaldı: Ahlakî değerler; yani erdemli siyaset…
Siyasetçimizde adalet duygusunun yüksek düzeyde olması gerekir. Adalet sadece mahkemede aranmaz, siyasetçinin içinde bulunduğu en küçük birimin içinde bile daim adaletin olması gerekiyor. İş birliği yapabilme kabiliyeti, günümüzde giderek önem kazanıyor. Ferdî başarı sadece sporda söz konusudur. Ekip çalışması çağdaş yönetimin olmazsa olmazıdır. O da kolektif çalışmayı gerektiriyor. Bir siyasetçinin nefsini yenmiş, sinirlerine hâkim, rakiplerine kin gütmeyen, intikam ruhundan arınmış olması gerekir. Yeri geldiğinde müsamahakâr yeri geldiğinde ilkeleri doğrultusunda ceza verebilen siyasetçi, liderlik mertebesine ulaşabilir. ¨Her şeyi sadece ben bilirim, herkes sadece beni dinlemeli ve her şey bana sorulmalı¨ diyen bir siyasetçi bir gün başarısızlığa mahkumdur. Birleştirici, hoş görülü, sabırlı, sâkin ve sevecen olmak kolay olmamakla beraber bir siyasetçide elzem olan vasıflardır.
1564 yılında Ahlâk-ı Alâyi isimli kitabında Kınalızade Ali Efendi devleti idare edenlerin ahlakî değerlerine ayrı bir yer verir. Bu değerlere itaat etmeyenleri ve uymayanları günahkârlığa kadar götürür ve yukarıda değindiğimiz ahlakî değerlere sahip olmayı dinin bir vecibesi olduğunu söyler.
Ez cümle bize elbette çağdaş bilgilerle mücehhez bir siyasetçi lazım. Ama önemli olan asırlar öncesinden hiç değişmeyerek gelen yüksek ahlak, yani faziletli siyasetçi lazım…

Yazar: 

Mahir Nakip