Buradasınız

Editör’den Bir Nefes Sıhhat Uğruna…

Editör’den
Bir Nefes Sıhhat Uğruna…

Bir yılı aşkın süreden beri dünyayı esir alan ve herkesin hayatını yeniden düzenleyen covid-19, kısa süre içinde sadece ülkemizi ve hatta sadece kıtamızı değil bütün bir yerküreyi tehdit eder bir salgına dönüştü. Böyle bir pandemi dünya tarihinde çok görülmemiş bir olay sayılır. Önceleri herkes tehlikenin büyüklüğünü anlayamadı ve tehlikenin boyutunu ciddiye almadı. Salgın yüzünden hayatını kaybedenlerin sayıları giderek artınca, işin ciddiyeti anlaşılmaya başlandı.

Ülkeler salgının önüne geçmek için önlemler alma yarışına girdi. Önlemler alındıkça ve hatta önlemlerin çapı giderek büyüyünce, insanları bekleyen yeni krizler ortaya çıkmaya başladı. İnsanların sağlığını tehdit eden salgın yüzünden dünya ticareti, turizmi, kültür ve sanat etkinlikleri, eğitimi ve spor aktiviteleri geniş çapta felce uğradı. Üniversiteler, AVM’ler, stadyum ve spor sahaları, fabrikalar, iş yerleri, devlet daireleri boşaldı. Metrolar, otobüsler, tramvay ve trenler, vapurlar, uçaklar boş bekleyen birer araç haline geldi. Ve nihayet hayatî tehlike yüzünden insanlar evde yaşamaya mahkûm oldu.

Öncelikle risk altında görünen üst yaştakiler ve kronik hastalığı olan gruplar evlere hapsedildi. Ancak salgını önlemek için herkesin sıkı biçimde korunması gerektiği hususu üzerinde fazla durulmadı. Herkes kurallara uyduğu takdirde olumlu sonuç alınabileceği noktasında fikir birliği sağlanmadığı için, salgının önü alınamadı.

Salgın yüzünden her ülkenin birçok kurumunda eksikler ve yanlışlıklar da ortaya çıktı. Özellikle sağlık sektöründe büyük sıkıntılar yaşandı. Hastaneler ve buralardaki yoğun bakım ünitelerinin yetersizlikleri ve eksiklikleri fark edildi. Eğitim hizmetlerinin, ekonomik ve ticarî faaliyetlerin sürdürülmesi için, yeni çıkış yolları arandı. Bunun da sanal biçimde online ortamında yapılması yoluna gidildi. Yüksek öğrenim gören 8 milyonun üstünde, ilk ve orta öğrenim gören 18 milyon öğrencinin öğrenim hayatı aksamasın diye uzaktan eğitim başlatıldı. Birtakım zorluklar yaşanmış olmasına rağmen, öğrencilerin gelecekleri ve kurdukları hayaller kararmasın diye mücadele edildi.

Her yerde olduğu gibi ülkemizde en çok gıda sektörünün hizmet vermesine izin verilirken, küçük esnaf ve işletmeler maddî kayba uğradı. Özellikle berber ve kuaförler, lokantalar, kahvehaneler, büfeler, kafeteryalar, düğün ve eğlence salonları gibi yerler geniş çapta zararlara uğradı. Bunların içinde küçük esnaf ve işçi ile geçimlerini günlük kazanç üzerinden sağlayan kesim gerçekten büyük mağduriyet yaşadı. Bu kesime sanırım devlet nisbî de olsa destek verdiği için bir nebze nefes alındı.

Hayatı eve sığdırma yüzünden herkes dost ve ahbabını göremez oldu. Sevdiği insanlara sarılmaktan mahrum kaldı. Bu yeni hayat uğruna birçok şeyden feragat edildi. Camiler cemaatsiz kaldı, cenazeler namazsız kaldırıldı. Açıkça itiraf etmek gerekir ki pandemi, birçok konuda bazı gerçekleri görmemize vesile oldu. Eğitim amacıyla yapılmış olan okullar, kolejler, üniversite yerleşkeleri, bankacılık ve ticaret işleri için dikilmiş gökdelenler ve plazalar sadece birer gösteriş mekânı oldu. Eğitim ve kocaman şirket işleri bir dizüstü bilgisayara sığabiliyorsa, bunca yatırıma ne hacet vardı?

Sosyal medyada dikkat çekilen noktalar arasında şu görüşler ne kadar da doğru:
“Hayat bir eşofman, bir terlikle de geçebiliyorken, gardıroplara, giyinme odalarına ne gerek varmış? İş toplantıları video konferansla, alışverişler sanal marketlerle, eğitim uzaktan yapılabiliyormuş da neden işe, alışverişe yetişmek için onca trafik çilesini çekmişiz, niye tonla egzoz dumanını yutmuşuz? Otomobilsiz de yaşanabilirken, o kadar parayı neden garajlara, kaldırımlara yığmış, yakıta, vergiye, bakıma onca masraf etmiş, trafik kazalarına savaşlardan daha çok kurban vermişiz? Madem hayat bir göz odaya sığıyormuş da neden dünyayı talan etmişiz? Neden hırslarımızın emrinde birbirimizin boğazına çökmüşüz? İçinden araba geçecek kadar büyük petrol borularına değil, bir makinenin hava pompaladığı küçücük plastik boruya muhtaçmışız oysa... Meğer nefsimizin uğruna, nefesimizden vazgeçermişiz..."

Bizi en çok düşündüren şey de içine düştüğümüz yalnızlık ve her şeyden koparak, kendimizi bir cam kavanoz içine hapsetmiş olmamızdır. Hani buna mahkûm olmuşuz demek daha doğru… Kardeş kardeşe sarılamıyor, evlat babasına gidemiyor. Şimdi havalar da güzelleşti, bahar bütün cömertliğiyle kendini göstermeye başladı. Araba kapının önünde duruyor. Fakat ne çare ailece gidip piknik yapamıyoruz. Kırlarda el ele dolaşamıyoruz.

Mübarek Ramazan’ı sevinçle karşıladık. Ramazan’ın bereketiyle iftar sofralarımızı donattık. Oruçlarımızı açtık ve ibadetlerimizi -Allah kabul ederse- yaptık ve mübarek Ramazan Bayramı’na girdik. Dinî bayramlar bizim toplumumuzun hayatında en coşkulu günler sayılır. İslam dininde bayramlar sarılma ve kucaklaşma günleridir. Bu yüzden ilk defa hayatımızda böyle mahzun 3 bayram yaşadığımızı ifade etmek isterim. Bizler duygusal bir millet olduğumuz için, herkesin bayram sevincini nasıl geçirdiğini biliriz. Bayramda büyükler ziyaret edilir ve elleri öpülür. Herkes çocuklarını ve torunlarını dizlerinde oynatarak öpüp koklar. Onları sevgiyle bağrına basar.

Bayramda evden çıkmamak ve gerektiğinde memlekete gitmemek üzüntüsünü de yaşamış olduk. Dinî bayramlarda mezarlık, akraba, dost ve komşu ziyaretleri yapılır. Fakat bu bayramda bunların hiçbirini yapamadık. Benim de şartlar uygun olsaydı, doğduğum topraklara görmeye koşar, Kerkük’ün kokusu ile bayram yapardım. Anne ve babamın, aile fertlerinin kabirlerini ziyaret eder, Fatihalarını okurdum. Türkmen şehitlerinin mezarlarını dolaşır, dualarını yapardım.

Çocukluğumun cenneti olan Kerkük’te ayakta kalan dost ve yakınlarımızla kucaklaşır hasret giderirdik. Evet pandemi yüzünden bunların hiçbirini yapamadık. Bütün bunlara milletimizin bu salgını atlatmak için katlanmış olduk. Elbette ki sağlık her şeyin başıdır ve elbette bir nefes sıhhat her şeyden önemlidir.

Cihan Padişahı Kanunî Sultan Süleyman ne güzel söylemiş:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Dünyaya hükmeden Kanunî, sahip olduğu devlet gücüne rağmen “bir nefes sıhhatin” devlet nimetinden daha önemli olduğunu ifade etmiştir.

Salgın hastalığının baş kahramanı cofid-19 virüsünün önüne bir gün mutlaka geçilecektir. İnsanlığın bu virüsün de ilacını mutlaka bulacağına inanıyorum. İnsanlık gelecekte bunun sıradan bir hastalık olduğunu ortaya koyacak ve basit bir ilaçla önüne geçecek, diye düşünüyorum. O günün geleceği ümidiyle yüce Allah’ın bu kâbusu ülkemizden ve bütün dünyadan bir an önce kaldırmasını diliyorum.

Yazar: 

Suphi Saatçı