Buradasınız

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Bizim Oğlan Bina Okur…

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Bizim Oğlan Bina Okur… Mahir Nakip mnakip@yahoo.com ¨Aynı Tas Aynı Hamam¨ Sözlü Türk edebiyatımızın içerisinde muhtemelen sadece Türkiye’de kullanılan bir atasözüdür ¨bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur¨; kendi alanında nadirdir, belki de emsâlsiz. Manasına gelince: Bilerek veya bilmeyerek bir hatanın, hata olduğu bilindiği halde, tekrar tekrar işlenmesi hâlinde söylenir. Bir müradifi de ¨aynı tas aynı hamam¨dır. Bu gibi atasözlerimiz, insanların geçmişten ders çıkarmadığını, bir yanlışlığı tekrar tekrar işleyebildiğini vurgulamak istiyor. İnsanoğlu, hatta topyekûn insanlık tuhaf bir huya sahiptir, ne başkasının düştüğü hatadan ders alır ne de kendi düştüğünden. Bu da normaldir, yoksa akıllıyı cahilden nasıl ayırt edebilecektik? 21. Asrın başlarında ABD’nin Irak’a müdahalesi ile başlayan kargaşa ve kaos, sorunlar ve çıkmazlar yumağı şeklinde kar topu gibi giderek büyüyor. Büyük Ortadoğu Projesi diye başladı, Arap Baharı dediler, DEAŞ sam yeli gibi birkaç Arap ülkesini vurdu geçti ve bugün de birçok Arap ülkesinde, yolsuzluk, rüşvet, güvensizlik ve istikrarsızlık devam edip gitmektedir. Bir-iki Arap ülkesi hariç, hepsi adeta kan ağlıyor. Irak’ta 18 yıl içinde bölünme ihtimalini bir kenara bırakırsak, susuzluk, elektriksizlik, yolsuzluk, rüşvet, düzensizlik, güvensizlik ve istikrarsızlık diz boyunu geçti. Devleti, hükümet değil, partiler, aşiretler ve çeteler idare etmeye başladı. Suriye bölünme arifesinde, Lübnan iflas etmiş, Yemen açlıktan ölüyor, Libya istikrar arıyor, Tunus geriye gidiyor, Afganistan Taliban’a teslim olmak üzere vs. Bunların hiç birisinin kısa ve orta vadede düzeleceği yoktur. Emr-i vakiden mütevellit belki bir 20-30 yıl sonra nisbî bir istikrar sağlanabilir. Ama toplumsal bilinçlenme teşekkül etmedikçe bu ülkelere huzurun geleceğini kimse beklemesin. Irak, bu denklemin muhtemelen en güçlü değişkenidir. 2003’ten bugüne kadar yedi hükümet kuruldu. Hepsi çok (fazla) partili koalisyon olan bu hükümetler hiçbir sorunu çözmediği gibi sorunları daha da büyüttü ve çıkmaza soktu. Çünkü esas yolsuzluğu ve hırsızlığı hükümet üyeleri yapmaktadır. Aynı manzarayı Tunus’ta, Lübnan’da ve Libya’da da görebiliyoruz. Dolayısıyla başta Irak halkı olmak üzere bütün halkların, kurulan hükümetlere olan güveni gün be gün tükeniyor. Demek ki daha uzun bir süre Irak’ta şu aşağıdaki tespitler tekrarlanacaktır: 1. Parlamentoda partiler, listeler ve isimler değişebilir ama Şiilerin, Sünnilerin ve Kürtlerin sandalye sayıları takriben değişmeyecektir. 2. Her seçim sancılı olacak ve her hükümetin kurulması uzun bir süre alacak, çünkü bakanlıkların ve önemli görevlerin paylaşımı uzun bir zaman istemektedir. 3. Hiçbir liste veya parti muhalefette kalmayı istemeyecektir. Çünkü ortada pasta paylaşımı var. 4. Bütün hükümetler koalisyonlu olacaktır. 5. Her hükümet mutlaka Şii, Sünni ve Kürt ayrışma esasına göre kurulacaktır. 6. Hükümet kurmanın amacı, ülke meselelerini çözmek değil, siyasi grupları memnun etmek olacaktır. Hâl böyle olunca Türkmenlerin selameti, topluca bir yol haritası üzerinde mutabık kalmalarından geçmektedir. Öze Dönüş Bu keşmekeşte ve hengamede en doğru çözüm öze dönüştür. Kılavuzumuz siyasetçilerimiz, âkil kişilerimiz ve kanaat önderlerimiz, yol haritamız ise tarihimiz ve millî değerlerimiz olacaktır. Bu, siyasetten çekilmemiz anlamına gelmez; önceliğimizin siyaset olmaması gerektiğini gösterir, çünkü ne hacmimiz ne gücümüz buna elveriyor. Fırtınalı bir denizde Araplarla ve Kürtlerle aynı gemide olduğumuzu düşünelim. Gemi, servet dolu ama mürettebat (gemiyi yöneten takım) sadece bu servetin peşinde, gemidekiler ise can derdinde. Türkmenler ağızlarıyla kuş tutsalar onlara liyakatlerine göre bir görev verilmeyeceği artık aşikâr. Dolayısıyla Türkmenler olarak Irak’ta varlığımız ve güçlü olmamız ön plana alınmalıdır. Bu da ancak toplu (kolektif) akılla mümkün olabilir. Yani dayanışma, yardımlaşma ve iş birliği. Maddi ve manevi yönden güçlenmenin yolu bu üçünden geçer. Aslında 2003 yılından bugüne kadarki başarısızlığımızın sebebi de belki burada yatıyor. Her biri bir makale olabilecek bu yol haritasının kilometre taşlarını sadece sıralamakla yetinelim: Başta dil olmak üzere her türlü kültürel değerlerimizi yaşayıp ve yaşatacağız. Bütün Irak sathında nüfusumuzu arttıracağız. Türkmen şehirlerimizi asla terk etmeyeceğiz. Tayin ve iş gereği terk etmek zorunda kalsak da şehrimizle ilişkimizi kesmeyeceğiz. Kendi şehirlerimizde gayri menkul alımlarımızı arttıracağız. Yasalar elverdiği ölçüde Türkmen kimliği altında güvenlik kuvvetlerine katılacağız. Ulusal ve uluslararası sivil kuruluşlarımızı güçlendireceğiz. Arapçanın haricinde özellikle batı dillerini öğrenerek o dillerde Türkmenler hakkında ciddi dergilerde yayımlar yapacağız. Gençlerimizin özgüveni yüksek, cesur, atılgan ve donanımlı bir şekilde yetişmelerini sağlayacağız. Taassup ve bağnazlığı bir kenara iterek kızlarımıza ve kadınlarımıza her türlü medeni imkânı sağlayacağız, teşkilatlanmalarını ve erkeğin yanında eşit hak, yetki ve sorumluluğa sahip bir seviyeye çıkmalarının kanalını açacağız. Kabiliyetli ve maddi imkânı olan insanlarımızın Irak sathında veya dışarıda ticaret ve sanayi yatırımları yapmalarını teşvik edeceğiz. Bunları yaparken ne din (Müslüman-Müslüman olmayan) ne de mezhep (Şii-Sünni) farkına bakacağız. Tek ve en güçlü çatı Türkmen’in Irak topraklarında biriktirdiği bin yıllık milli değerleri ve milli kültürüdür. Gerisi lafügüzaf.

Yazar: 

Mahir Nakip