Buradasınız

Bize göre Erşat Hürmüzlü Üç Açık Mektup Daha.. Tam 17 sene önce idi. Bu dergide üç açık mektup yayınladım ve yanında bir itiraf. Irak yeni işgal edilmiş ve karmaşık bir düzen ortaya çıkmıştı. Irak, Ameri

Bize göre
Erşat Hürmüzlü
Üç Açık Mektup Daha..
Tam 17 sene önce idi. Bu dergide üç açık mektup yayınladım ve yanında bir itiraf. Irak yeni işgal edilmiş ve karmaşık bir düzen ortaya çıkmıştı. Irak, Amerikalı bir sivil idareci gözetiminde idare ediliyordu.
İlk açık mektubum Amerikan ve Koalisyon güçlerine idi. Yapılan haksızlıkların bir listesini çıkarıp, sağduyu varsa bunların düzeltilmesi ve adaletin tesisi isteniyordu.
İkinci mektup Türkmenlerin adresine atılmıştı.Aynen şöyle diyorduk:
“Irak Türkmenlerine ve özellikle siyasî arenada rol üstlenmek isteyenlere çok büyük bir rol yüklenmiştir. Bu görev Irak Türkmenlerinin ciddiyetini ispat etmektir.”
Bilmem yanılıyor muydum, rüştümüzü ispat etmek için çok çalışmak, çok yorulmak ve ciddî kadrolar yetiştirmek gerektiğine işaret ederek bazı müteşebbislerimizin kolayına kaçıp, savunulması mümkün olmayan ve hiçbir ideoloji veya bilimsel kaynaktan feyiz almayan tutarsız açıklamalarla kendi “ehimmiyetleri”ni ispatlamakla uğraşarak bu davaya onarılması güç olan zararlar verdiklerini söylemiştik.
Üçüncü mektubumuz Truva atları ve tabela partilerine idi. Türkmenleri güya temsil ettiklerini iddia ederek karşıtlarımızdan para mukabilinde ve o kadarla sınırlı çalışma yapıp da Türkmenlerin asil hareketlerine karşı beyhude bir çaba sarfedenlere hitap etmişti.
Peki itirafımız neydi? Gençlik yıllarını arkada bırakan bazı beyler, bana ve benim gibi düşünen, aynı çizgiyi paylaşan arkadaşlarıma bir ithamda bulunmuşlardı. Güya biz, kendilerini oyalamış, zaman kaybettirmiş ve gençliklerini yaşamalarına mani olmuşuzdur.
Doğrudur dedik, aynen dedikleri gibi oldu, onlara yıllar boyunca doğru yetişmenin, sağlam bir kültür ve sağlam ahlakî oluşumdan geçtiğini söyleyerek, çok az istisna teşkil eden bireylerin buna ayak uydurmamalarından dolayı hayıflanmıştık.
Ne gariptir ki bazıları hop kalkıp hop oturdular. Vallahi ve billahi adlarını ifşa etmemiş, yerlerini ve mevkilerini de deşifre etmemiştik. Hayretle bakanlar oldu, bunlar neden kendilerinin maksut olduklarını zannettiler? Siz biliyor musunuz, nedendi acaba?

Şimdi buradan hareket ederek üç mektup daha açıklayalım dostlar.

Birinci Mektup: Millî duyguya sahibim diyen herkese:
Milliyetçinin vasfını bileceksin. Ben zenginim diyen her hangi bir kimse, mutlaka zengin olmadığı gibi, ben milliyetçiyim diyenin de bazı vasıflara sahip olması gerekir.
Mesela milliyetçiliğin, ihanet etmemiş her millet fedini sevmesi gerekliliği doğrultusunda onların ayıplarını değil, meziyetlerini keşfetmek zorunda olunmanın ve millî duyguları para, koltuk veya çıkar için takas etmemeye azimli olmanın kriterlerinde saklı olduğu bilinmelidir.
Milliyetçi, Allah’tan korkar, milleti yüceltmek ister ve bunu yaptığında profesyonel bir memur gibi değil, sevgi dolu bir gönüllü olarak yapar.
Milliyetçiyim diyen ve milletin bekası ve yükselmesini isteyen, her şeyi ben bilirim diyen, başkasının mutlaka hatasını arayan birisi değil, bu davaya kendisinden daha iyi olanı aramakla meşgul olandır.

İkinci Mektup: Ben Millî çizgi için çalışıcağım diyene:
Bunun, herşeyden önce çizginin ne olduğunu bilmesi gerekir. Çünkü çizgi birdir ve tektir. Herkesin kendi havasına göre çizgi seçmesi mümkün değildir.
Bu çizginin ölçülerinde oynamamak gerekir. Mesela herkesin ayrı bir ahlak kavramı olamaz ve bu itibarla hayatın ve hatta politikanın da her safhasında bakış tarzının tek ve üzerinde anlaşılmış olan kriterlere sahip olması gerekir.
Bu çizgiye uyan nefis mücadelesini başarıyla yapan, maneviî değerleri çıkarcılığa feda etmeyen kişidir. Aksi takdirde hep dünya kokar.

Üçüncü Mektup: Ben bu görevlere talibim diyene:
Ben bu millî göreve talibim diyen, millet için tahsis edilen değerleri ve imkânları kendisi için de kullanan ve kendisinin de bunlarda ortak olduğunu düşünen insan olmamalıdır.
Bu ülkünün ve bu çizginin etiği bunu gerektirmektedir. Yanlış anlaşılmasın, bazen her türlü gelir kaynağını birakıp sırf bu konu için çalışan fertler de istihdam edilebilir. Ancak onlar lider değil, uygulayıcılardır.
Milliyetçilikte ise paralı memur yoktur. Bu duygu, almayı değil vermeyi öğretir insana.
Bu davaya hizmet etmek isteyen, kendisini başkasına rakip olarak değil, toparlayıcı ve herkesi kanatları altına toplmaya çalışan bir insan olarak görür. onun için nerede başkasının hatası vardır diye gözetlemektense, nerede başarılı bir çalışma vardır diye araştıran kimse olur.
Gerçek lider, başkasının hatalarıyla değil, kendisinin doğrularıyla uğraşır. Bunu yaparken de başkalarının doğrularından istifade etmek ve başkalarının hatasından sakınmak yoluna gider.
Hülasa, bu göreve talip olan, kendisinin nasıl yüceleceğini değil, başkalarını nasıl yücelteceğini düşünür ve planlar.
Gençler en değerli hazinemizdir. Onları yetiştirmek dururken nefsine mağlup olan kimse ne arkasında yetişmiş insan ne de arkasında sünnet-i hasene bırakır.
Aman sakın.
İtiraf mı?:
Bir itiraf da gerekecek mi? O zaman söyleyeyim, hepimiz bu konuda sınıfta kaldık dostlar. Lütfen kendinizi istisna Kabul etmeyin. Ancak geç değil, ihlasla uğraşalım. Bakalım kim başarır, kim sınıfta kaldığının farkına varmadan bile yoluna devam eder.

Yazar: 

Erşat Hürmüzlü