Buradasınız

Türkmeneli’nden Türk’ün dilinden Musibet Olmadan Nasihat Yaramıyor Mahir Nakip

Türkmeneli’nden
Türk’ün dilinden
Musibet Olmadan Nasihat Yaramıyor
Mahir Nakip
mnakip@yahoo.com
Durum Tespiti
Yazımızı, Kerkük Vakfımızın 1999 yılında yayım hayatına armağan ettiği Kardaşlık Dergisinin 100. Sayısına hasretmeyi düşünürken, Irak’ta Türkmenlerin geçirdiği seçim travması gündeme oturunca haliyle gözlerimiz seçimi yorumlayan yazılara çevrildi. Seçim üzerinden bir aydan fazla bir süre geçmesine rağmen hiçbir Allah’ın Türkmen kulu bu seçimde başarılı olduk diyemedi. Yani kimse seçim sonuçlarından memnun kalmamıştır.

Adetimizdir; suçu hep başkasında ararız yani hatalarımızı kabul etmektense, mazeret üretiriz. Eğer bir daha bu başarısızlığı tatmak istemiyorsak hatayı kendimizde yani hepimizde aramalıyız. Yani Siyasetçilerimiz, siyasî partilerimiz, sivil kuruluşlarımız hatta halkımız bile sorumsuz davranmış ve hataya düşmüştür. Atalarımız boşuna ¨bir musibet bin nasihatten evladır¨ dememiştir. Keşke musibet vuku bulmadan yapılan nasihatlerden hisse çıkarabilen bir toplum olabilseydik. Olamıyoruz çünkü kolektif akıl, millî bilinç, toplumsal sorumluluk ve uyumlu yaşama gibi çağdaş sosyal temerküzlerden pek haberdar değiliz. Belki de tek tesellimiz Irak parlamentosunda Türkmen vekil sayısının değişmemiş olması olacaktır. Ama vekillerin keyfiyetine bakarsak tablonun pek iç açıcı olduğu söylenemez. Bunu bir başarısızlık olarak görmekle beraber, ye’se de kapılmamak lazım. Ama muhakemesini yapıp sebeplerini de tahlil etmek ve bilmek de şarttır.

Pekiyi bu yeni seçim sisteminden kim daha çok faydalanabildi ve akıllı hareket etti? Sanırım hepimiz Sadr Grubu ile KDP’yi gösterecektir. Belli ki bu iki siyasî teşekkül akil insanlarını bir araya getirmiş ve önceki seçimlerde her şehirdeki bölgelerin ve mahallelerin oy potansiyelini çıkarmıştır. Arkasında en münasip kişilerin o bölgede aday olmasına karar vermiştir. Muhtemelen de her aday sadece kendi bölgesinde seçim propagandası yapmıştır. İşte kolektif akıl, ortak bilinç ve millî strateji buna denir. Buna mukabil plansız Şii ve Kürt partileri içerisinde hezimete uğramışların sayısı az olmamıştır. Biz de bu tedbirsizlerin başında geliyoruz. Çünkü bizim gerçekten vurdumduymaz ve aymaz olma lüksümüz yoktur.

Kara Tablo
Kerkük, Tuzhurmatı ve Erbil’de başarısızlık ayan-beyan ortada. Edebiyatı, sanatı, Türklüğü ve kahramanlığı ile tanıdığımız Tuzhurmatı’dan tek bir Türkmen vekil çıkmazken, bir Kürt vekilin çıkması utanılacak bir durumdur. Irak Türklüğünün kalesi olan Kerkük’te Araplar bile üç vekil çıkarırken Türkmenlerin iki vekil ve aynı bölgeden Kürtlerin de iki vekil çıkarması bir skandaldır. Genel Türk tarihi içerisinde müstesna bir yeri olan ve 1990-2003 yılları arasında Türkmen davasına ev sahipliği yapan köklü şehir Erbil’de Erbil kökenli asîl bir Türkmen’in aday olmaması ve bütün Türkmen adayların aldıkları oy sayısının bini geçmemesi hicap duyulacak bir durumdur. Her ne kadar Musul’dan toplam dört Türkmen vekil çıktıysa da bunun sadece birinin Telafer’den olması da düşündürücüdür. Pekiyi bu sekiz vekil arasından Türkmen davasına samimiyetle hizmet edecek kaç kişi çıkar diye sorarsanız ben diyeyim iki siz üç deyin. Keşke üçten fazla olsa da ben de siz de yanılsak. Pekiyi nerede hata yaptık? Soruyu ITC Yürütme Kurulu Üyesi Sayın Ali Mehdi’ye sordum, objektif cevaplar aldım:

1. Yeni Seçim Kanununda şehirlerin bölgelere bölünmesi,
2. Yeni Seçim Kanunun Mecliste görüşülmesi sırasında Türkmen vekillerin etkili olamaması,
3. Türkmen partilerin halkı sandığa gitmesi hususunda ikna edememesi,
4. Binin altında oy alacağını bildiği halde bazı adayların çıkması,
5. Irak’ta genel durumun kötü olmasından Türkmen siyasî partilerinin bir kusurlarının olmadığı konusunda Türkmen kamuoyunu ikna edilememesi,
6. Türkmen siyasî teşekküllerinin, seçimlerin millî varlığımızın bir ispatı niteliğinde olduğunu Kamuoyumuza anlatamaması,
7. Parti ve siyasetçilerimizin seçimden önce halkımızdan uzak kalması.

Doğru olan bu teşhislere katılmamak elde değildir. Bunun üzerine inşa edebileceğimiz önemli bir sentez var: 18 yıl içerisinde kültürümüzle, aydınlanma derecemizle, yüksek eğitim düzeyimizle öğündüğümüz Türkmen toplumu aslında hiç de örgütlü bir toplum değildir. Yani altmışlı hatta yetmişli yılların millî şuur ve dayanışma ruhunu bugüne yansıtamadığımızı söyleyebiliriz.

Çaresizliğin Çaresi
Öncelikle moralimizi bozmamamız lazım. Bir seçim tek başına bir milletin kaderini belirlemez. Yarışan adayların da seçimden sonra birbirlerine hasım gibi davranmaları gerekmez; el sıkışıp millî dostluklar ve iş birlikleri, kalındığı yerden devam etmelidir. Toplum olarak biri stratejik diğeri de taktiksel olmak üzere iki temel konuda acil ve köklü kararlar almak gerekiyor. Öncelikle şunu idrak etmemiz lazım: Diyala, Tuzhurmatı, Kerkük, Erbil ve Musul Türkmenleri arasında güçlü bir mefkure, kader, strateji birliği ve koordinasyonun olmadığı apaçıktır. Bunu sağlamanın yolu tek bir siyasî parti çatısı altında toplanmanın zor olduğu anlaşılmıştır. Ancak en azından bütün bu bölgelerden oluşan bir şura veya akil kişiler meclisi behemehâl kurulmalı ve en azından asgarî müştereklikler üzerinde kader birliği yapılmalıdır. Burada esas Türkmenlik kimliği ön planda olmalıdır. Din, mezhep, meşrep ve siyasî temayül farkı bu meclise yansımamalıdır.

İkinci adımda da aydınlarımızın ve sivil kuruluşlarımızın da sorumluluklarını gözden geçirmeleri gerekmektedir. Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sivil kuruluşlarımız faaliyet göstermektedir. Bu sivil kuruluşlarımızın bir birlik altında toplanması siyasetteki kadar gerekli değildir. Yeter ki topluma nüfuz edebilsinler, onlara bilinç ve millî sorumluluk yükleyebilsinler. 1960’lı yıllara gidelim. Tek bir Türkmen Kardaşlık Ocağımız vardı ve bütün toplum Ocağın etrafında toplanmış, varlığını yaşıyor ve yaşatıyordu. Ama şimdi bilmem kaç siyasî partimiz ve bilmem ne kadar sivil kuruluşumuz var ama topu bir Türkmen Kardaşlık Ocağı kadar organize değil ve topluma nüfuz edemiyor. Aklımızı başımıza devşirelim.

Bu musibet bin nasihatten, son kez evla olsun.

Yazar: 

Mahir Nakip