Buradasınız

Bize Göre… Tarih Bilinci Taih bilinci milletleri ayakta tutan unsurlardan biridir. Şanlı bir tarihi olan ve insanlarca kabul gören bir tarihe sahip olan milletler her zaman sürükleyici ve lider konumunda olmuşlardır. Tabii ki bazı topluluklar, kendilerin

Bize Göre…
Tarih Bilinci

Taih bilinci milletleri ayakta tutan unsurlardan biridir. Şanlı bir tarihi olan ve insanlarca kabul gören bir tarihe sahip olan milletler her zaman sürükleyici ve lider konumunda olmuşlardır.
Tabii ki bazı topluluklar, kendilerine özgü bazı tarihî hadiseler de yaratıp, arkasından kendileri de ona inanan kitleler olma vasfına sahip olmuşlardır.
Fakat biz burada hakikî ve inanılır, hatta dosttan fazla düşmanca da bilinen tarihî süreçlerden bahsediyoruz.
Bizim insanlarımız da bu duygularla beslenmiş, zaferleri her zaman kutlamış ve acıları hiç bir zaman unutmamış bir konumda olmuşlardır.
Gençlik yıllarında, benim yaşıtım olan bazı arkadaşlarla bu konuları konuşurken, bazıları bunun ön planda tutulması gerektiğini ısrarla söyleyerek ve hatta eve kapanıp bir süre sadece bununla uğraşarak tarih bilincini parlatacak bir uğraşın içinde olmamı da her daim istemişlerdi.
O günlerde, Osmanlı döneminden önce de ne gibi menkıbeler ve aydın noktaların ön plana çıkarılması gerektiğine inanan bizler bu konuda bir adım atmak istedik.
O sıralarda Rahmetli tarihçi yazarımız Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi eserini yeni yayınlamış, ancak çok uzun ve detaylı olarak Osmanlı dönemine girmeden eski Türk tarihini de bilimsel bir şekilde inceleyerek okurlarına takdim etmişti.
Bizce bu bölümün Arapça da yayınlanarak hem Arap okurlara, hem de tedrisat sebebiyle Türkçe’den fazla Arapça’yı okuyabilen gençlerimize aktarmamızın gerektiğine inandık.
Hiç fırsatı kaçırmadan, ona etkili olacağını bildiğimz rahmetli Nihal Atsız büyüğümüzü devreye soktuk. Bir isim kartı arkasına beni tavsiye ederek kendisine göndermişti.
Öztuna, bundan memnun olacağını söyledi. Hatta bir gazeteye verdiği söyleşide bu eserin bazı gençler tarafından Arapça’ya tercüme edileceğini de bildirdi.
Ancak ülkenin o malum dönemleri bunun basılmasına bir süreliğine engel oldu. Sonra, yayınlandı, hatta tekrar yayınlandı.
O zamanlar yüce şehidimiz Dr. Rıza Demirci bana bir görev verdi. Tarihî yazılar yazdığımı görünce, millî bir bakışla Irak Türkmenleri tarihini yazmanı isteriz, dedi.
O zaman Bağdat’ta Türkmen Kardaşlık Ocağı’ının yayınladığı Kardaşlık dergisi insanlarımız tarafından her ay heyecanla beklenirdi. Dergi iki bin adet basıyordu, ancak Demirci ve yayın kurulu arkadaşları, bir ek olarak verilecek “Irak Türkmenleri Tarih Özeti” kitapçığını beşbin adet bastırarak, dergi ile dağıtılanların dışında kalan nüshaları Telafer’e, Erbil’e, Kerkük’e ve öteki şehir ve kasabalarımıza göndermeyi planlamışlardı.
Bu bakımdan tarih bilincinin ne kadar önemli olduğunu küçük yaşlardan beri kavramıştık.
İşte bu sebepten dolayı o zamanlar “Hulusi” takma ismi ile bir seri yazı yayınladım. Bir hikâye tarzında yazılan bu yazılar, Birinci Dünya Savaşında askere alınan ve Çanakkale’de çarpışan Kerküklülerin serüvenini anlatıyordu.
Yıllar sonra bu öyküyü İstanbul’da Kerkük Vakfı’mızdan yayınlayınca, bir dost bana bir soru sordu:
- Bu tarihe ışık tutma olayı çok güzel de, peki bu gençler, canlarını, hatta aşklarını bile feda eden bunlar memlekete dönünce, burada ne yaptılar? Burada İngiliz işgali vardı, Türklük davası yara alıyordu da bunlar karşı koymadılar mı?
Evet dedik, tarih kitaplarında ve yabancı arşivlerde bulunan ve bizi konu alan bazı kahramanlık hikâyelerini dikkate aldık. Gerçekleri baz alarak bir hikâye haline dönüştürmek elzem olmuştu artık.
İşte “Kerkük’ten Çanakkale’ye” ve arkasından “Çanakkale’den Kerkük’e” hikâyeleri böylece ortaya çıktı.
Irak’ta Araplar, Kürtler ve öteki etnik ve dinî topluluklar kendi tarihlerini yazmaya ve yazdırmaya özen göstermişler, en ufak bir hadiseden kahramanlık destanları yaratmışken, gerçek bir kahramanlık mazisi olan bizlere ne oluyordu?
Yüzyıl mücadele verip bu davayı, bu parlak sayfaları koruyan milletimizin siyasî mücadele tarihini yeni nesillere aktarmamak bir suç olsa gerek. Başka bir suç da, bütün bu parlak maziyi gözardı ederek, 20-25 senelik hadiseleri bir milat olarak göstermenin ve millî bayramlar olarak takdim etmenin doğru olmayacağını anlatmak gerekmez miydi?
Bin yıla yakın bir tarihimizin son dönem kesitlerinden biri, Irak’ın kuzeyinde kök salan ve 1055 tarihinde başlayan Türkmen büyük göçünün tarihimizde önemli yeri olduğunu ve sırf bunun için başlangıç noktası olan 25 Ocak tarihinin millî bir bayram olduğunu söyledik.
Bazı araştırmacı yazarlarımızın son zamanlarda bu tarih bilincini yeşertmek istediklerini minnetle karşılıyoruz. İnsanlarımız bunu bilmeli ve yeni nesillere öğretmelidir.
Ancak burada önemli bir konuya da temas etmek gerekir. Bazı topluluklar, kendi efsanelerine inanarak bir tarih olgusu yaratmak isterler. Başka milletler ise gerçek tarih sayfalarını ortaya koyarak, günahıyla; sevabıyla geçmişlerini yad ederler. Buna diyeceğimiz yok. Tabii ki yerden göğe kadar haklıdırlar.
Fakat şanlı bir tarihe sahip olan bir millet için bilimsel yönü olmayan ve rivayetlerde mahsur kalan bazı iddiaları ortaya atmak ne derece doğrudur. Bizim için Sümerler aslında Türk’tü veya Kızılderililer de aslen Türkütürler demenin ne anlamı var?
Biz Teoman’dan, Oğuzhan’dan, Bumin Kağan’dan, Kürşad’dan, Buğra Han’dan, Çağatay’dan, Gaznevi’den, Alptigin’den, Atilla’dan Çağrı Beg’den, Alparslan’dan, Tuğrul Beg’den, Kılıç Arslan’dan, Alattin’den, Muzaffereddin’den, İsfendiyar’dan, Tomris’ten, Asena’dan, hatta Fatih’ten, Süleyman’dan, Selim’den, Abdülhamit Han’dan, Mustafa Kemal’den ve hatta Hayrullah Efendi’den, Ata Hayrullah’tan, Nejdet Koçak’tan bahsedebilirken uyduruk hikâyelere neden ihtiyaç duyalım ki.
Ancak bu konuda önemli bir detaya da dikkat çekmek gerekir. Tarihimizi bilmek ve öğretmek, tarihe mahpus kalmamız anlamına gelmemeli, şanlı mazimizle böbürlenmemiz geleceğe yelken açmamıza mani olmamalıdır. Artık göz önünde tutacağımız olay, bu tarihten feyz alıp nasıl geleceğimize parlak sayfalar ilave etmemizin zarureti bilincinde olmamız gerekmektedir. Tarih bilinci önemlidir, ancak parlak bir gelecek yaratmak daha da önemlidir.

Yazar: 

Erşat Hürmüzlü