Buradasınız

Editör’den Ülkeler Parçalanarak Güçlenmez I

Editör’den
Ülkeler Parçalanarak Güçlenmez I

Osmanlı Devleti, kurulduğu günden beri, her din ve ırktan oluşan Osmanlı tebaasını Batı dünyasının saldırılarından korudu. Böylece İslam dünyasını uzun yıllar huzur ve güven içinde yaşattı. Osmanlı Devleti Balkanları da yönetimi altına alınca, orada yaşayan Hristiyan, Yahudi ve Müslüman halkları adaletle ve şefkatle himaye etti. Sırplar, Hırvatlar, Makedonlar, Arnavut ve Boşnakları bir arada yönetti. Etnik ve dinî kavga yapmalarına izin vermedi ve sağladığı güçlü otorite sayesinde 400 yıl huzur içinde yaşamalarını sağladı.

Batılılar Osmanlı’dan önce de düzenledikleri Haçlı seferleri ile Anadolu’ya yerleşen Selçuklu Devletini söküp atmak için yıllarca uğraşmıştı. Selçuklular ve daha sonra onun yerine geçen Osmanlılar, tarih boyunca Hristiyan dünyasının oluşturduğu Haçlı ordularını kırmaya çalıştı. İslam dünyasını tek bayrak altında yöneten Osmanlı’ya karşı gösterilen kin ve nefretin şiddeti her nedense bir türlü azalmadı.

Batılılar Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmadan İslam dünyasına büyük darbe vuramayacaklarını biliyorlardı. Bundan dolayı Hristiyanlık dünyasının dinî duygularını istismar eden Batı dünyası, Osmanlı ve İslam düşmanlığını sürekli gündemde tutarak gizli ajandalar oluşturuyordu. Bu gizli ajandanın içinde bulunan en önemli madde ise, Osmanlı coğrafyasının sahip olduğu servetlerin ele geçirilmesi idi. İslam coğrafyasındaki yer altı ve yer üstü servetler, Birinci Dünya Savaşından yıllarca önce sömürgeciler arasında yapılan ittifaklarla paylaşımlar yapılmış, bunun için gerçekleşmesi için her türlü zemin hazırlamıştı.

Türkler Sırbistan’a gelmeden önce, Batılı Hıristiyanlar, Roma Katolik Engizisyonu, bölge halkına büyük zulümler yaptı. Genişleme eğilimiyle Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı olmayan herkes katledildi. Osmanlı yönetimi bölgeye geldiğinde hiç kimseye dokunmadı. Reayayı özgür kabul eden Osmanlı, Müslüman olsun veya olmasın, hiç kimseye zulmetmedi. Türkler bölgede yeni bir yönetim kurdular. Vergisini ödeyen herkes huzur ve güven altında yaşadı. Balkan coğrafyasında yaşayan bütün haklar Osmanlı yönetiminden memnundu.

Türkler Avrupa ve Balkanlar’dan çıkarıldıktan sonra savaşların ardı arkası kesilmedi. İç çatışmalar, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı vs. Birinci Dünya Savaşı’nda Roma Kilisesi Sırpları tamamıyla yok etmek istedi. Sırpların erkek nüfusunun üçte ikisi öldürüldü.
İkinci Dünya Savaşı'nda Sırplara yönelik zulüm zirveye çıktı. 1941-1945 yılları arasında Faşist ve Nazi destekli unsurların Sırplara karşı yürüttüğü etnik temizlik uygulaması tariflere sığmaz hale geldi. Açıklanan rakamlara göre Sırp tarafının toplam kaybı 1.000.000'dur (nüfusun yüzde 20'dir). Hırvatistan Bağımsız Devleti, Sırp halkının büyük çoğunluğunu Orta Çağ Engizisyonu yöntemleriyle öldürdü. Kısacası İkinci Dünya Savaşı sırasında 700.000 Sırp öldürüldü, 400.000'i göç etti ve 250.000'i de Katolik olmak zorunda kaldı.
Çok kanlı biçimde kurulan Tito’nun Yugoslavyası, ülkedeki etnik kimlikleri, sosyalist ideolojinin ve “Yugoslav” kimliğinin içinde eriterek yeni bir kardeşlik ve birlik dönemi başlatmak istedi. Bu yüzden suçlular üstünkörü yapılmış soruşturmalarla göstermelik cezalar aldılar. Sırp toprakları ise, yeni kurulan cumhuriyetler arasında paylaşıldı.
Kısacası NDH (Neue Deutsche Härte) Türkçe anlamıyla Yeni Alman Sertliği altında İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımlar bölge tarihinde görülmemiş vahşet sahneleri ile gerçekleşti. Tekrar hatırlatalım ki işlenen vahşetler İslam egemenliğinde yapılamazdı. Bu bakımdan Türklerin Balkanlardaki varlığı bölge halkları için bir lütuftu.
Etnik Ayrışma Nereye Kadar?
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Balkanlar’da kurulan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti, etnik ayrışmalar yüzünden 1992 yılına kadar sürdü ve ülke yeniden bölünmeye başladı. Şimdi onun bulunduğu alanda Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Karadağ, Slovenya ve Kosova bulunuyor. Buna rağmen parçalanan ve ayrışan topluluklar, etnik milliyetçilik açısından sonu gelmez bir ayrışmaya sürüklendiler. Balkan halklarına bulaşıcı biçimde sirayet eden etnik milliyetçilik, etno-milliyetçilik veya mikro milliyetçilik diye tanımlanan eğilim, toplumları sarsmaya devam etti. Millî kimliği oluşturan, kültür, tarih ve ülkü birliği gibi hâkim kültür unsurlarının oluşturduğu millî şuur yerine; boy, aşiret, kabile, mezhep ve etniklik gibi dar kapsamlı bir etnosentrik milliyetçilik görüşünü benimsediler. Bölgede yaşayan halklar yeni acılar yaşadı ve huzursuzluk devam etti.

Balkanlarda örnek bir devlet alarak etnik ve dinî yapısını analiz etmek yararlı olacaktır. Kuzey Makedonya adıyla bilinen Kuzey Makedonya Cumhuriyeti, 1991’de Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsız oldu. Makedonya çok etnik yapıya sahip bir devlettir. 2002 sayımlarına göre ülkenin toplam nüfus sayısı 2.022.981’dir. Ülkedeki etnik yapıya göre nüfus dağılımı şöyledir: Makedon 1.297.981 (%64,18), Arnavut 509.083 (25,17), Türk 77.959 (%3,85), Çingene 53,879 (%2,66), Sırp 35.939 (%1,78), Boşnak 17.018 (%0,84), Ulah 9.695 (%0,48), diğer 20.993 (%1,04).

Kuzey Makedonya Cumhuriyeti'nde en yaygın din %64,7 ile Makedon Ortodoks Kilisesi'ne bağlı Ortodoksluk, %34,3 ile en yaygın ikinci din İslam'dır. Makedonya Cumhuriyeti oran açısından Türkiye, Kosova, Arnavutluk ve Bosna-Hersek'ten sonra Avrupa'daki en büyük Müslüman nüfusu barındırır. Ülkede Müslümanların büyük çoğunluğunu Arnavutlar oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra Türkler, Boşnaklar ve 40.000- 80.000 kadar nüfusa sahip oldukları tahmin edilen bir Müslüman Makedon topluluğu da vardır. Müslüman Makedonlar, Hristiyanlardan ayırt edilmek için kendilerine Torbeş demektedirler. Ayrıca ülkede 1200 kilise, 750 cami bulunmaktadır. Üsküp’te Ortodoks ve İslam dinine mensup olanlar için değişik okullar vardır. Etnik ve dinî yapı yukarıda verilen Makedonya içindeki ayrışmayı nereye kadar götürebilir, bu ayrışma ülkeye daha kaç uçuruma sürükler? Bunu önümüzdeki yıllar içinde görebilmek mümkün olacaktır.

Irak’ta Etnik ve Dinî Yapı
Irak’ta bugüne kadar etnik, din veya mezhep mensubiyeti üzerine yapılan bir sayım bugüne kadar yapılmamıştır. Böyle bir sayımın daha uzun yıllar yapılamayacağı tahmin edilmektedir. ABD’nin yaptığı işgal sonrası ülkede önce halk arasında etnik ayırım başladı. Bununla birlikte din, mezhep ve inanç yönünden de ayrışmalar gündeme geldi. Bundan dolayı ülke coğrafyasında çatırdama sesleri gelmeye başladı.

Irak’ta güçlü bir yönetim ve devlet otoritesi sağlanmadığı için kanlı çatışmalar önlenemedi. Siyasî, etnik ve mezhep eğilimlerine göre milis güçler oluştu. Ülke düşman kamplarının yer aldığı savaş meydanına döndü. Bundan yararlanan terör odakları da ülke içinde yuvalanarak değişik mihrakların aleti oldu. Mahallî ve bölgesel odaklardan başka emperyal güçler de herkesim üzerinde gücüne rahatça göstererek, kendi projelerini uygulamaya başladı. Kısacası ülke yerli, bölgesel ve büyük devletlerin güçlerini yarıştırdıkları bir arenaya dönüştü.