Buradasınız

Bize Göre İnsan Aklının Bir Saçmalığı Arılar ve İnsanlar • Erşat Hürmüzlü

Bize Göre

İnsan Aklının Bir Saçmalığı
Arılar ve İnsanlar

• Erşat Hürmüzlü
Yukarıdaki ana başlık bana ait değildir. Bunu irdeleyen Iraklı meşhur sosyoloji âlimi Ali El-Verdi’dir (1915-1995). Sanırım birçoğunuzun okumuş olduğu ve Arapça olarak (مهزلة العقل البشري), yani başlıktaki gibi olan bu eserde, bizi gerçekten çok önemli gerçeklerle başbaşa bırakmıştı.
“İnsanın fıtratında olan bir tabiat, ekranlarına göre kendisinde daha çok haklılık, kabiliyet ve iyilik görmesidir.
Bakın arı topluluğuna, orada her arı hiç başkaldırmadan ve hiç te homurdanmadan vazşfesini ifa eder. Kraliçe arı tahtında tamamen rahat, kimsenin gelip kendisini o mevkiden indireceğini hesaba katmaz., hiç bir arının günlerin birinde gelip: sen niçin bu nimettesin, bense gece gündüz çalışıyorum, diyeceği aklının ucundan geçmez.
Bunun sebebi Arılar çalışmalarında bir nevi alet gibi fıtrattan doğan bir alışkanlıkla hareket e. Onun için arı topluluğu milyonlarca yıldır hiç gelişmez
Kitabın (İnsanlık Kabuğu) bölümünde belki bizim bugünümüze ışık tutan çarpıcı bir mesaj verilmektedir:
“İnsan topluluğu ise devamlı bir gelişim kaydetmektedir.Ancak insanoğlu toplumu için çalıştığında bu hizmetinden bir karşılık beklediğinin farkında olup, fıtratı icabı bu hizmetten kendisine dönük hem gelir hem de sosyal yükseliş ve görünürlük kazanacağının bilinci içinde hareket eder. Onun için insanoğlu her daim şikâyetçidir, kendisini başkasından daha üstün, daha başarılı ve de daha haklı bulur.
Bu gibi birey baksa ki toplum kendisini fazla takdir etmiyor, bağırmaya ve sesini yükseltmeye başlar. O zaman hemen bir slogana yapışır: ( Böylece, lüzumsuzlar yükselir de şeref sahibi olanlar aşağıya çekilir.”
El-Verdi, bu çağımızda mutlak hakikatın zaten kıymetini kaybettiğini, onun yerine orantılı hakikatın geçtiğini vurguluyor. Sana göre hak olan belki başkası için batıldır.Dün de senin gözünde güzel olan belki bugün sana çirkin görünmektedir. Bütün bunlar senin aklında dalganırken sen belki farkında olmasan da devam etmektedir.
Peki bu âlimin söylediklerinde gerçekten çok fazla gerçek payı olmasına ragmen bazı ideolojiler bunu ters çevirip insan fıtratında olan bu çelişkilerden kurtulmasını sağlayabilmiş mi?
Muhakkak bunun imkânı belirmiş, ancak muhatap ne kadar bundan faydalanmıştır, onu görmek lazım gelir.
Bunu geçekleştirmek için insanlarımızın bazı konularda birleşmeleri, bazı adetlerinden de vazgeçmeleri gerekir. Birleşmeleri gereken konuların başında ölçünün tekliğine inanmalarıdır. Milliyetçi kesimde de, mücadele literatüründe de herkesin değişik ölçüsü olamaz.
Bir insan çalışır, didinir ve bir yerlere gelir. Ancak bir konuyu gözardı etmemelidir ki, arkasından birileri de didinip çalışmakta ve günlerin birinde onun yerini alabilmektedir. Tabi ki bu ikincinin de aynı bilinç içinde olması gerekir, yani ikincinin de mutlaka bir üçüncüsü vardır.
Bundan anladığımıza bakılırsa, dava ne tek şahsın ne de tek topluluğun tekelindedir. Dava bir fikir etrafında toplananlarındır ve öyle kalacaktır. Davanın hizmetçisi olan hep hizmetçisi olarak kalmalı, devam etmeli ve uğraşmalıdır. Aksi takdirde kendisine özgü bir ölçü ihdas etmekte olur ve o zaman işte: onurlu insanlar mağdur oluyor lüzumsuzlar başa çıkıyor, nakaratı başlar, değil mi?
İkinci konu da, bu gibi hizmetlere talip olanlar, yani hayatlarını bu uğurda harcamak isteyenler, ilgili oldukları kadar bilgili olmalıdırlar. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmayacağına göre, bu kulvarda koşanlar önce kendilerini, sonra başkalarını eğitmelidirler. Aksi takdirde sadece hamasete yaslanan çıkışların nerede bittiğini hep beraber görmüş olduk zaten.
Bir dava dostu, belki kendisinden daha üstün vasıflı, bilgili ve başarılı, bir değil, belki yüzlerce insan olduğunu hissedip görebilse, dava adına da ümit besler. Aksi takdirde herbirimiz, en üstün biziz, bu davayı başkalarına bırakma lüksümüz yoktur dersek hüsranla sonuçlanan bir yola girmiş oluruz.
Peki bunu yapan veya böyle düşünen varsa ne olur? İşte yukarıda Ali El-Verdi’nin bahsettiği katagoriye girmesi kaçınılmaz olacaktır.
Âhir-i Kelam: Bu yazıyı okuyup rahatsız olan olursa, önce bir düşünsün bakalım, acaba neden başkasının değil, kendisinin muhatap alındığını düşünmüştür?

Yazar: 

Erşat Hürmüzlü