Buradasınız

IRAK TÜRKMENLERİNDE YAZI VE İMLA MESELELERİ

IRAK TÜRKMENLERİNDE YAZI VE İMLA MESELELERİ
Bin yıldan bu yana Irak coğrafyası üzerinde yaşayan Türkler bugün “Türkmen” olarak anılıyor. Bu Türk kitlesi günlük sözlü iletişimde ve halk edebiyatı verimlerinde Azerbaycan Türk lehçesini kullanır. Çünkü gerek soy gerek kültür bakımından Irak Türkleri ile Azerbaycan Türkleri bir elmanın iki yarısı gibidir. Hepsi de Oğuz Türklerinden olup bu geniş coğrafyada yayılmışlardır. Bugün farklı etnik adlarla anılmaları da geçmişte farklı, hatta zaman zaman kavgalı siyasi yapılanmaların içinde yer almalarındandır. Bu durum zamanla Irak Türklerinin yazı dilini de etkilemiş, 16. yy’dan Osmanlı tebası itibaren bu kitle, yazılı iletişimde ve yazılı edebiyatta Anadolu’daki yazı dilinin (Osmanlıca) gelişimine bağlı olarak Türkiye Türkçesini kullanma yolunu tutmuştur.

Aslında bu durum (konuşma dili-yazı dili farkı) geçmişte pek çok Türk topluluğunda da görülmekteydi. Mesela, Orta Asya Türkleri, hangi boydan olduklarına bakmadan yüzlerce yıl “Çağatay Türkçesi”ni kullanarak ortak bir yazı dili geliştirmişlerdi. Mesela, Kazaklar, Kırgızlar, Uygurlar, Özbekler, Nogaylar, Tatarlar ve daha başka boydan olanlar günlük iletişimde kendi ağızlarını (veya lehçelerini) kullanırken yazılı iletişimde ve yazılı edebiyatta Çağatay Türkçesini benimsemişlerdi. Arap alfabesine dayanan bu yazı dili hem fonetik (ses bilgisi) hem de şekil ve imla bakımlarından oturmuş bir yazı idi. İşte günümüzde de Irak Türkleri konuşmada ve yazıda böylesi ikili bir durumu sürdürmektedirler. 19.yy’ın son çeyreğinden başlayarak ve bilhassa 20. yy’ın ilk çeyreğinde Ruslar Orta Asya Türklerinin kültür birliğini, dolayısıyla Türklük şuurlarını yozlaştırmak için o boyların her birine o lehçenin seslerine dayalı, birbirine pek de uymayan birer Kiril alfabesi ve birer yazı dili dayattı. Böylece bu lehçeleri kullananlar arasında anlaşmazlık ve giderek kültür kopukluğu meydana getirdi. Rusçanın da hâkim dil olmasıyla Orta Asya Türkleri önce birbirleriyle olan iletişimlerini sonra da ortak millî kimliklerini kaybettiler. Irak Türkleri ise bu süreçte daha başka birtakım sorunlarla karşı karşıya geldi.

Bilindiği üzere, Irak Türkleri Osmanlı hâkimiyetindeyken, yukarıda da ifade edildiği gibi, Türkiye Türkçesiyle yazmaktalardı. Bu yazı dili zamanla “klasik Osmanlı imlası” diyebileceğimiz bir imlanın da okur yazarlar arasında yerleşmesini beraberinde getirmişti. Ancak 1928’de Türkiye’de Harf İnkılabı gerçekleştirilmesine rağmen Irak Türkleri eski yazıyı, dolayısıyla klasik imlayı kullanmaya devam ettiler. 1937’de de Irak’ta Türkçe eğitim son kırıntıları da ortadan kaldırıldığı için, Irak Türkleri eski yazılı Türkçeyi, yalnızca sınırlı sayıdaki basın yayın organlarında kullanmaya devam ettiler. Bunun yanında okur yazarlar arasında mektuplaşmalar eski yazı-Türkiye Türkçesiyle bir süre daha devam etti. Ancak Irak’ta zaman ilerledikçe Arapça eğitim alan Türklerin sayısı arttı ve böylece Türkçenin yazılı kullanımı gittikçe geriledi. Bu durum elbette Irak Türklerinin kültür hayatında bazı sonuçlar doğurmuştur. Bunlardan biri halkın tutunacağı tek dal olarak konuşma dili kalıyordu. Konuşma dili zaten eskiden beri halk edebiyatının temeliydi. Fakat bu süreçte, hoyratların Irak Türkleri arasında gittikçe daha da yaygınlaştığı gözlenir ki hoyratlar bir ölçüde bu kitlenin ana dilinin sığınağı hâline gelir.

Irak Türklüğü konuşma dilini hoyrat kalesine emanet etmiş olmakla beraber, yazı dilindeki Türkiye Türkçesine gittikçe yabancılaşmıştır. Zira, önceki dönemde okur yazarlar yazılı anlatımı, bildikleri tek imla olan klasik imlayla gerçekleştirirlerken eğitim kurumları ve basın yayın da bu imlayı kullandığından klasik imlanın öğrenimi okur yazarlar için zor değildi. Oysa Irak Türkleri arasında okur yazarlık Arapça ile kazanılmaya ve Arapça okur yazar Türk(men)ler nüfusça da artmaya başlayınca klasik Osmanlı imlası yeni nesiller için bir müşkül hâline gelmeye başladı. Bu yabancılaşma 20. yy’ın ilk yarısında imla üzerindeki tartışmaları da beraberinde getirdi. Irak Türkü aydınlar özellikle Kardeşlik (الاخاء) dergisinin sayfalarında, 1960’lı ve 1970’li yıllarda eski yazıdaki klasik Osmanlı imlasını tartışmaya başladılar. Bu tartışmalarda en başta gelen konu geniz n’siydi. Ayrıca; ünlülerin ayırt edilmesi ve ünlü uyumlarıyla ünsüz benzeşmesinin yazıda gösterilip gösterilmemesi meselesi üzerinde de durdular. Bir grup (İzzettin Abdi Bayatlı, İbrahim Dakuklu, Abdulhakim Mustafa Rejioğlu), yeni nesillerin klasik imlayı bilmediklerini, bu yüzden bazı ıslahatlarla [geniz n’sinin (ڭ) yerine “nun” (ن) harfinin kullanılması (صوڭ ;دنيز / دڭيز;"1000" بين / بيڭ / صون), yuvarlak ünlülerin, vav (و) harfi üzerine bazı işaretler konularak belirtilmesi, “e” sesinin Arap harflerinden “ه” ( كه لدى, دى سويله, vb.) ile gösterilmesi] imlanın fonetik hâle getirilip okuma güçlüğünün giderilmesini , diğer grup (Ata Terzibaşı ve İhsan Vasfi) ise imlada ıslahat yapmakla okuma güçlüğünün aşılamayacağını, ıslahat taraftarlarınca teklif edilen yeniliklerin okumada yazmada daha başka sorunları beraberinde getireceğini ileri sürerek kesin çözümün Latin harflerinin kabulünde olduğunu; ancak bu mümkün değilse klasik imlayı muhafaza etmek gerektiği üzerinde durmuşlardır .

Sözün burasında şu hususları hatırlatmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz: Klasik Osmanlı imlasına taraftar olanlar klasik imlayı biliyorlardı, bunu bilmekle kalmıyor onun tarihî bir kaynaktan geldiğinin de farkındalardı. Geniz n’si Irak Türkleri arasında, konuşmada, asırlar önce kullanımdan düşmüş olmasına rağmen klasik imlada korunmaktaydı. Böylece geniz n’siyle yazılan kelimelerin, aslında eski Türkçede, bugünkü Irak Türk(men) ağızlarından farklı bir şekilde telaffuz edildiği de anlaşılıyordu. Bu imlayla yazı, dilin tarihî gelişimine de ışık tutmaktaydı. Bu, bir zenginlik işaretiydi. İşte, klasik imlayı savunan Ata Terzibaşı ve İhsan Vasfi gibi yazarlar bu zenginliğin korunmasından yanaydılar. Zaten, Batı dillerinin yazılışıyla okunuşu arasındaki fark da bundan geliyordu ve İhsan Vasfi bu hususa özelikle dikkat çekmekteydi . Karşı tarafta yer alan İzzettin Abdi Bayatlı, İbrahim Dakuklu ve Abdulhakim Mustafa Rejioğlu ise günlük ihtiyaçları karşılayan bir yazının hayata geçirilerek okuma yazmanın kolaylaştırılmasından yanaydılar. Bu da Türkçenin ünlülerini ve Türk dil bilgisindeki ses hadiselerini karşılayan, “her sese bir işaret” ilkesine dayanan “fonetik Arap imlası“ ile mümkün olacaktı.

Kardeşlik (الاخاء) dergisi 1976’ya kadar klasik imlayla, 1970’te Irak Türklerine verilen eğitim ve kültür hakları kapsamında yayınlanmaya başlayan Yurd gazetesi ve Birlik Sesi dergisi ise “fonetik Arap imlası”yla yayınlanmıştır. 80’li yıllarda da Irak Türkleri arasında imla tartışmaları devam etmiş, nitekim bu yayın organlarında makaleler kaleme alan H. Kemal Bayatlı da eski yazıda okumayı zorlaştıran imla karışıklıklarını sıklıkla dile getirmiş, örneklerle konuyu açıklamış ve imlada birtakım ıslahatların gerekli olduğunu savunmuştur . Buna karşılık, Mevlüt Taha Kayacı Kardeşlik (الاخاء) dergisinde eski imladan yana olduğunu belirten bir yazı kaleme almıştır . Çoban Hıdır (Uluhan) da eski yazıdaki imla kargaşasını enine boyuna tahlil eden bir yazıyla bu tartışma kervanına katılmıştır . Bu konu Irak Türklerinin aydınlarını o derece meşgul etmiştir ki hikâyeci Haşim Kasım Salihi dahi bir kısa hikâyesinde (Bir İlaç Bulmak Lazım) imla meselesini konu edinmiştir .

Bu tartışmalar sürerken, 24 Ocak 1970’te, Ba’s Partisi yönetimindeki Irak Hükûmetince, Irak Türk(men)lerinin Türkçeyi ilköğretimde eğitim dili olarak kullanabilecekleri ve bir gazete ile bir dergi çıkarabileceklerine dair karar yayınlanmış, buna bağlı olarak İzzettin Abdi Bayatlı, Muhammed Hurşid Dakuklu ve Reşit Kâzım Bayatlı’dan oluşan bir komisyon kurulmuş, bu komisyonca bir alfabe kitabı (ders kitabı) hazırlanmıştı. Komisyon üyeleri her ne kadar ders kitaplarının Latin harfleriyle basılması yönünde görüş bildirmişlerse de Irak yönetimi Komisyon’un alfabe belirleme yetkisine sahip olmadığına karar vermiş ve ders kitapları Arap harfleriyle basılmıştı . Bu kitapta kullanılmış olan fonetik Arap imlası şu esaslara dayandırılmıştı:

- Türkçe kelimelerde bütün ünlülerin gösterilmesi
- Kalınlık-incelik uyumuna dikkat edilmesi
- Ünsüz uyumunun yazıda gösterilmesi
- Geniz n’sinin kullanılmaması
- Yuvarlak ünlülerin “vav” harfi üzerine konulacak işaretlerle gösterilmesi
- Arapça ve Farsçadan dile girmiş kelimelerin imlasının korunması .

Ata Terzibaşı, ders kitaplarındaki bu imlanın uygulamaya konulmasından sonra, Kardeşlik (الاخاء) dergisinde, komisyon üyelerinin tutumuna yönelik bir eleştiri yazısı yazarak ders kitabı hazırlamakla yükümlü bir komisyonun böylesi köklü bir ıslahat yapmaya yetkili olamayacağını, meselenin kökten çözümü için Latin harflerinin kabulünün en iyi çare olacağını belirtti . Bu arada, Yurd gazetesi ve Birlik Sesi dergisinin, bir fonetik Arap imlası geliştirerek Türkiye Türkçesini bu imlayla yazıya geçirmiş olmalarını, milliyetçi görüşlere sahip olan Irak Türkü aydınlar maksatlı bulmuş; klasik imladan, dolayısıyla Türk kültür tarihinden uzaklaşmaya yol açan bu tutumun ardında, zamanın Irak Hükûmetinin bulunduğu izlenimini edinmişlerdir. Zira, bu iki yayın organının yöneticileri Ba’s taraftarı kişilerden oluşmaktaydı.

Irak Türk(men)leri 1991’e kadar bu sorunlarla geldiler. 1. Körfez Harbi’nden sonra ABD Irak’ın kuzeyini Irak yönetiminin hâkimiyet alanından çıkarıp bölgeye özerklik verdirince, bölgedeki Kürtlerle beraber Türk(men)ler de kendi dilleriyle eğitim ve basın faaliyetlerine koyuldular. Bu süreçte, Türk(men)ler bazı okullar açarak ilk ve orta öğretimde Latin harfli Türkçe eğitime başlama imkânı buldular. Bunun yanı sıra kültür ve basın yayında da Latin harfli Türkiye Türkçesi uygulaması başladı .

Bu durum, 2003’te Ba’s rejiminin yıkılmasından sonra bütün Türkmeneli’de yaygınlık kazandı. Ancak Latin harflerine geçişin Türk(men) toplumunun bütün kesimlerinde aynı ölçüde benimsenmiş olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. Bu sorunu daha iyi anlayabilmek için, bilhassa Türkmeneli’de ikamet eden Irak Türk(men)lerinden bazı kalem sahipleri ile temas kurarak onların da görüşlerine başvurduk. Bu görüşler doğrultusunda şunları söyleyebiliriz:

Her şeyden önce, okullarda Latin harfli Türkiye Türkçesi ile eğitim öğretim devam etmektedir. Bu eğitimin sorunları vardır; fakat bu yazının konusu eğitimdeki sorunlar olmadığından yalnızca şu hususun belirtilmesini faydalı buluyoruz ki o da Latin harfli eğitimin taraftarları olduğu kadar bunun gereksiz olduğuna inananların da Türk(men) toplumu içinde var olduğudur. Bunda, bütün tahsil hayatlarını Arapçayla almış olan eski nesillerin Latin harflerini kullanmada güçlük çekmelerinin rolü vardır. Ancak sorun bununla kalmamaktadır. Zira, gözlemlerimize göre, günümüzde, süreli yayınlarda değilse bile bazı yazılı edebiyat ürünleri hâlâ daha eski yazıyla basılmaktadır . Bu tutumun ardında yukarıda ifade edildiği gibi, eski nesillerin Arapçayla eğitim almış olmaları yatmaktadır. Ayrıca Arap harflerinin yazıdaki “kıvrak”lığı da onları bu yöne itmektedir. Alışkınlıkları kolayca terk edememek de insanlığın ezelî illeti…

Bugüne kadar inceleme imkânı bulduğumuz Arap harfleriyle basılmış edebî eserlerin büyük bir kısmında da şunları gözledik: Bu gibi eserlerde “klasik Osmanlı imlası”, yerini artık tamamen “fonetik Arap imlası”na bırakmıştır. Ancak görüşlerine başvurduğumuz aydınlarımız bu imlanın da henüz oturmuş olmadığını, belli bir kelimenin aynı metinde dahi farklı şekillerde yazılabilmekte olduğunu belirtmektedirler. Bunun yanı sıra, Irak Türk(men) yazarları ve şairleri ister Latin ister Arap harflerini kullansınlar, Türkiye Türkçesini kullanmada çok da başarılı olmadıklarını gözlemlemiş bulunmaktayız. Bu başarısızlık özellikle kelime seçiminde kendini göstermektedir. Mesela, yak- yerine yandır-, sula- yerine suvar- gibi mahallî kelimelerin kullanılması buna örnektir. Bunda, konuşma diliyle yazı dilinin farklılığının da rolü vardır. Gerçi mahallî kelimeleri, çeşitli edebî ürünlerde, bazı yazarlar, şuurlu bir şekilde bir üslup meselesi olarak kullansalar da Iraklı Türk(men) yazarların ve şairlerin eserlerindeki bu gibi seçimlerin bir üslup özelliğinden kaynaklanmadığı açıktır. Türk(men) kalem erbabı Türkiye Türkçesindeki uygun kelimeyi bulamadıkça yerli kelimelerle idare etmektedir. Türkmeneli’deki yazılı edebiyat ürünlerinde ve süreli yayınlarda Türkiye Türkçesini kullanmadaki acemiliklerin bunlarla da sınırlı olduğu zannedilmemelidir…

Yaptığımız soruşturmalardan edinmiş olduğumuz bir bilgi de süreli yayınlarda Arapçanın, sayfa sayısı bakımından daha ağırlıklı, yazı kalitesi bakımından da daha ileri olduğudur. Görüş sahiplerinden bazıları bunu Arap kültürünün hâkimiyetinin henüz kırılmamış olduğuna da bağlıyorlar. Ayrıca Latin harfli Türkiye Türkçesi kullanımının süreli yayınların okuyucusunu azalttığı da bir başka sorun olarak görüş sahiplerince belirtilmiştir ki bu durum Latin harfleriyle hedeflenenlerle varılan sonuç arasındaki çelişkiyi gösteriyor. Fakat, görüşlerine başvurduklarımızın bir kısmı Arap harflerini tercih edenlerin azınlıkta olduklarını da bildirmektedirler. Gözlediğimiz bir başka çelişki ise Irak Türk(men)lerinin Türk dizilerindeki Türkçeden hiç de şikâyet etmedikleridir...

Irak Türk(men)leri, ister Arap harflerini ister Latin harflerini kullansınlar, yazı dilinde Türkiye Türkçesini kullanma becerilerini mutlaka geliştirmelidirler. Çünkü bu savruk durum zamanla, doğrudan doğruya Irak Türk(men) ağızlarını yazıya geçirmeye kadar vardırılacak olursa Orta Asya Türklerinin başına gelenler bu Türk kitlesinin de başına gelebilir. Üstelik, böyle bir yola kimse onları zorlamazken… Hem yukarıda sözünü ettiğim soruşturmalardan öğrendiğimize göre, bazı siyasi yaklaşımlarla bir kısım Irak Türk(men)leri “Türk” kimliğinden ve Türk dünyasından kendilerini uzak tutarak Arapçayı öne çıkarmaktalar. Bu durum Türkmeneli’de Türkiye Türkçesinin ve buna bağlı olarak Latin harflerinin yerleşmesini zorlaştırır. Aslında, Türkmeneli’deki yazarlar ve şairler, işin kolayına kaçıp Arap harflerini kullanmayı sürdüreceklerine, biraz gayretle Latin harflerini öğrenerek Türkiye ve Türk dünyasına açılabilirler. Fakat sosyo-politik iklimin buna müsaade etmeyişi oldukça üzücüdür. Anlaşılıyor ki Irak Türkleri ilk yabancılaşmayı imlada yaşadıktan sonra bu yabancılaşma derinleşerek bugün bir kimlik yabancılaşmasına evrilme tehlikesi arz etmektedir.

Meseleye başka bir açıdan bakacak olursak, Irak Türk(men)leri Arap harflerine yabancı olmadıklarından, Latin harflerini öğrenme hususunda yeni adımlar atabilirler. Her ne kadar geçmişte, Türkiye’de eski yazının geride bırakılması bazı olumsuz sonuçlara yol açmışsa da geçmişteki bu tecrübenin bugün biliniyor olması Irak Türk(men)leri için bir şanstır. Çünkü, günümüzde Irak Türk(men)lerini, Latin harflerine zorlayan bir baskı unsuru olmadığı gibi Arap harflerini dayatan bir siyasi ve hukuki düzen de yoktur. Dolayısıyla Latin harfleri, bugünkü ortamda, Arap harflerine ve hatta Arapçaya vakıf Türk(men)leri geçmişlerinden koparacak bir araç değildir. Bir kültür atağıyla bugüne kadar Arap harfleriyle yazılmış olan temel eserler Latin harflerine aktarılmalı ve geniş kütüphaneler kurularak Türk(men)lerin geçmişte ürettikleri eski yazılı eserler korumaya alınmalıdır. Kısacası, bu hürriyet ortamını Türk(men)ler fırsata çevirmeli, içinde bulundukları bu cendereden çıkmalıdırlar. Şunu da hatırlatmak isteriz ki Türk(men) yazarlar, kaliteli ürünler ortaya koymak şartıyla, Latin harflerini kullanarak Türkiye’deki yayıncılık imkânlarından yararlanabilirler, ürünlerinin Türkiye’de pazarlanmasından hem tanınırlık hem de maddi kazanç elde edebilirler.

Irak’ta bugünkü istikrarsız durum gün gün daha büyük problemlere de gebedir. Irak günün birinde, bir zamanlar Afganistan’da, Lübnan’da; şimdilerdeyse Suriye’de yaşandığı gibi bir iç savaşa sürüklenebilir. Unutulmamalıdır ki o ülkelerdeki iç karışıklıklardan oradaki Türkler hiçbir şekilde kârlı çıkmamışlardır. Bu yüzden, Türk(men)ler bugün sahip oldukları bu hakları (Türkiye Türkçesi-Latin harfleri) ellerinin tersiyle itmektense bunlara sıkı sıkıya sarılmalı ve bu imkânlarını geliştirerek yeni nesillerine yeni kapılar ve ufuklar açmalıdırlar. Millî kimlik ancak dil ile korunur. Fakat Türkiye’yle köprü oluşturacak ortak yazı dili yozlaşır ve ortak alfabede buluşulamazsa, azınlık psikolojisiyle de Arapçaya meyledilirse bugün içinde bulunulan yabancılaşma hâli bir zaman sonra asimilasyona döner. Aman dikkat…